Evrim Ağacı'nın son günlerde yayınladığı basın açıklaması, basit bir tekzip metninin çok ötesinde bir anlam taşıyor. Bu, dezenformasyon çağında rasyonel düşüncenin ve bilimsel kurumların nasıl kolayca hedef alınabildiğinin bir vaka analizidir. Saldırının mimarisi, modern karalama kampanyalarının tüm izlerini taşıyor: Önce hedefi seç (Evrim Ağacı), ardından onu tartışmalı bir figürle (Richard Dawkins) ilişkilendir ve son darbe için bu figürü evrensel olarak toksik kabul edilen bir isimle (Jeffrey Epstein) aynı cümlede kullan.

ANALİZ: Bu bir tesadüf değil, bilinçli bir stratejidir. Amaç, mantıksal bir bağlantı kurmak veya bir iddiayı kanıtlamak değildir. Asıl hedef, 'çamur at, izi kalsın' taktiğiyle hedefin itibarı etrafında bir şüphe bulutu oluşturmaktır. Evrim Ağacı'nın 2013'te Dawkins ile ilişkili bir ismi ağırlamış olması ya da çalışmalarına referans vermesi, bilimsel bir platform için son derece normal bir faaliyettir. Ancak bu normalleştirilmiş ilişki, komplo teorisi zincirinin ilk halkası olarak kurgulanıyor. Dawkins'in adının Epstein'in uçuş kayıtlarında (iddialara göre bir bilim sempozyumuna giderken) geçmiş olması ise bu zincirin son halkasıdır.

Bu saldırının Evrim Ağacı'nı hedef alması da manidardır. Platform, Türkiye'de bilimsel düşünceyi ve evrimsel biyolojiyi ana akımlaştırma çabasıyla, belirli ideolojik çevreler için sembolik bir hedef haline gelmiştir. Dolayısıyla bu mesele, ne Dawkins ne de Epstein ile ilgilidir. Bu, bilimsel düşüncenin kendisine karşı yürütülen bir vekalet savaşıdır. Dawkins, bu savaşta kullanışlı bir araçtan ibarettir. Böylece, doğrudan bilime saldırmak yerine, onu 'ahlaki olarak şüpheli' figürlerle ilişkilendirerek halk nezdinde gayrimeşru kılma amacı güdülmektedir.

Evrim Ağacı'nın detaylı açıklaması, bu asimetrik savaşta savunma hattını korumak için atılmış zorunlu bir adımdır. Ancak bu tür saldırıların doğası gereği, gerçeklerin çoğu zaman önemi kalmaz. Dezenformasyonu yayanlar için amaçlarına ulaşılmıştır: Hedef, savunmaya geçmiş, enerji harcamış ve adı istenmeyen konularla anılmıştır.

Bu olay, Türkiye'deki kamusal tartışmaların kalitesinin ne denli düştüğünü ve rasyonel zeminin nasıl kayganlaştığını gösteren önemli bir göstergedir. Artık sadece siyasi aktörler değil, bilimsel ve kültürel kurumlar da bu yeni nesil itibar suikastlarının açık hedefi konumundadır. Bu, bilginin değil, algının hüküm sürdüğü bir çağın karanlık yüzüdür.