Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş'ın duyurduğu 7,1 milyar liralık Aralık ayı ödemesi, rakamsal büyüklüğünün ötesinde sosyolojik bir okumayı hak ediyor. Yaşlı ve engelli aylıklarının hesaplara geçmeye başlaması, teknik bir bankacılık işleminden ziyade, toplumsal sözleşmenin devamlılığı açısından hayati bir hamle.

Bugün hesaplara yatan tutarlar, Türkiye'nin demografik dönüşümü ve ekonomik realitesi hakkında bize net veriler sunuyor. Göktaş'ın açıklamasına göre, bu devasa kaynak doğrudan vatandaşın cebine giriyor. Ancak GokaNews olarak burada sormamız gereken asıl soru şu: Bu meblağ, sahadaki yangını söndürmeye yetiyor mu?

Kış aylarının getirdiği ısınma maliyetleri ve gıda enflasyonundaki inatçı seyir, sabit ve dar gelirli kesimi köşeye sıkıştırmış durumda. Yaşlı ve engelli vatandaşlar, iş gücü piyasasına katılımı en zor olan, dolayısıyla ekonomik dalgalanmalara karşı en savunmasız grubu oluşturuyor. Devletin bu noktada 'tematik sosyal yardım' anlayışıyla hareket etmesi stratejik bir zorunluluktur. 7,1 milyar TL, makroekonomik dengeler içinde bir kalem olabilir, ancak mikro ölçekte yüz binlerce hane için tencerenin kaynayıp kaynamayacağını belirleyen faktördür.

Bakanlığın vizyonunda 'engelli ve yaşlı vatandaşların toplumsal hayata tam ve etkin katılımları' vurgusu dikkat çekiyor. Bağımsız yaşamı desteklemek, modern sosyal hizmet anlayışının temelidir. Ancak bu bağımsızlık, sadece fiziksel erişilebilirlikle değil, ekonomik özgürlükle mümkündür. Mevcut enflasyonist ortamda, yapılan ödemelerin reel değeri her geçen ay aşınma riski taşıyor. Bu nedenle, sosyal yardımların sadece 'yatırılması' değil, satın alma gücü paritesine göre düzenli olarak 'güncellenmesi' de masadaki en sıcak başlıktır.

Zamanlama açısından bakıldığında, Aralık ödemeleri Asgari Ücret maratonunun hemen öncesinde, piyasaya sıcak para girişi sağlaması bakımından da önem taşıyor. Bu ödemeler, Ocak ayında yapılacak olası zamlar öncesinde bir köprü vazifesi görüyor.

Sonuç olarak, 7,1 milyar liralık bu paket, sosyal devlet ilkesinin bir gereği olarak yerine ulaşıyor. Ancak analist gözüyle bakıldığında, sürdürülebilir bir refah için nakdi yardımların ötesinde, bu kesimlerin hayat pahalılığına karşı korunmasına yönelik daha yapısal kalkanlara ihtiyaç duyulduğu aşikâr. Devlet elini uzatıyor, fakat ekonomik konjonktür o eli tutmayı zorlaştırıyor.