Orta Doğu’da sular yeniden ısınıyor. ABD’nin bölgedeki askeri varlığını tahkim etmek amacıyla USS Abraham Lincoln uçak gemisi taarruz grubunu bölgeye sevk etmesi, sadece rutin bir devriye görevi olmanın ötesinde, İran’a verilmiş açık ve sert bir mesaj olarak yorumlanıyor. Diplomatik kanalların tıkanması ve karşılıklı tehditlerin dozunun artması, 'yanlış bir hesaplama' sonucu topyekûn bir savaşın fitilinin ateşlenmesi ihtimalini güçlendiriyor. Ancak uzmanlar, bu kez senaryonun 1980'lerdeki 'Tanker Savaşları'ndan veya geçmişteki sınırlı çatışmalardan çok daha farklı ve tehlikeli olacağı konusunda hemfikir.

BBC Farsça Servisi'nden Amir Azimi'nin analizine göre, böylesi bir çatışmanın yoğunluğu kaçınılmaz olarak daha yüksek olacaktır. Bunun temel nedeni, her iki tarafın da askeri kapasitesinin son otuz yılda geçirdiği evrimdir. ABD, bölgeye sadece bir uçak gemisi değil, aynı zamanda balistik füze savunma sistemleri, stratejik bombardıman uçakları ve siber harp yetenekleri getiriyor. Buna karşılık İran, artık sadece konvansiyonel bir orduya sahip değil; aynı zamanda Hürmüz Boğazı gibi dar su yollarında etkili olabilecek asimetrik harp tekniklerinde uzmanlaşmış durumda. Tahran’ın elinde bulunan gelişmiş insansız hava araçları (İHA), süratli hücum botları ve en önemlisi, ABD'nin bölgedeki üslerini ve müttefiklerini vurabilecek menzile sahip balistik füzeler, denklemi karmaşıklaştırıyor.

Çatışmanın 'farklı' olmasının bir diğer boyutu ise coğrafi yayılım riskidir. Geçmişte gerginlikler genellikle Basra Körfezi ile sınırlı kalırken, bugün İran'ın Lübnan, Suriye, Irak ve Yemen'de desteklediği vekil güçler (proxy) aracılığıyla çatışmayı tüm Orta Doğu'ya yayma kapasitesi bulunuyor. ABD'nin İran topraklarına yönelik olası bir saldırısının, sadece İran ordusu tarafından değil, aynı zamanda bu paramiliter gruplar tarafından İsrail, Suudi Arabistan veya BAE'deki hedeflere yönelik misillemelerle karşılanması muhtemeldir. Bu durum, çatışmayı iki devletli bir savaştan çıkarıp, bölgesel bir kaosa dönüştürebilir.

Ekonomik açıdan bakıldığında ise riskler küresel ölçektedir. Dünya petrol ticaretinin yaklaşık beşte birinin geçtiği Hürmüz Boğazı'nın bir çatışma sahasına dönmesi veya İran tarafından kapatılması, enerji fiyatlarında şok etkisi yaratarak küresel ekonomiyi derinden sarsabilir. USS Abraham Lincoln'ün varlığı ABD için caydırıcılık unsuru taşısa da, İranlı askeri yetkililerin bu gemileri 'yüzen hedefler' olarak nitelendirmesi, psikolojik harbin de sahadaki gerçeklik kadar sert geçtiğini gösteriyor. Sonuç olarak, taraflar arasındaki 'kırmızı hatların' belirsizleştiği bu dönemde, olası bir kıvılcım, modern tarihin en karmaşık ve yıkıcı bölgesel savaşlarından birini tetikleme potansiyeline sahiptir.