Washington ve Tahran hattındaki gerilim, hem askeri sahada hem de diplomasi masasında eş zamanlı olarak yükseliyor. ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı'ndan (CENTCOM) edinilen bilgilere göre olay, dünya enerji ticaretinin kilit noktalarından biri olan Arap Denizi'nde meydana geldi. ABD Donanması'nın caydırıcılık gücünün sembollerinden biri olan nükleer enerjili uçak gemisi USS Abraham Lincoln, rutin devriye görevi sırasında İran'a ait olduğu tespit edilen bir insansız hava aracıyla karşı karşıya geldi. Amerikalı askeri yetkililer, söz konusu İHA'nın uluslararası angajman kurallarını ihlal ederek gemiye "saldırgan ve profesyonellik dışı" bir şekilde yaklaştığını rapor etti. Uyarıların ardından, geminin ve mürettebatın güvenliğini sağlamak amacıyla savunma sistemlerinin devreye girdiği ve İHA'nın etkisiz hale getirildiği açıklandı. Bu olay, Basra Körfezi ve çevresinde iki ülke donanmaları arasında sıkça yaşanan "tehlikeli yakınlaşmaların" en son ve en somut örneği olarak kayıtlara geçti.
Askeri alandaki bu sıcak temasın yankıları sürerken, diplomatik kanallardan gelen bilgiler İran'ın müzakere stratejisinde köklü bir değişikliğe gitmek istediğini gösteriyor. Uzun süredir İran ile Batılı güçler arasındaki nükleer anlaşma ve bölgesel güvenlik görüşmelerine ev sahipliği yapan veya arabuluculuk rolü üstlenen İstanbul'un, Tahran'ın gözündeki yerini kaybettiği iddia ediliyor. Diplomatik kaynaklara dayandırılan bilgilere göre, İran heyeti, ABD ile yürütülen dolaylı veya doğrudan görüşmelerin bundan böyle Umman'da yapılmasını talep ediyor.
Tahran'ın bu talebinin arkasında, Umman Sultanlığı'nın bölgedeki tarafsız statüsü ve tarihsel arabuluculuk başarısı yatıyor. "Orta Doğu'nun İsviçresi" olarak da anılan Umman, geçmişte de Washington ve Tahran arasında gizli görüşmelere ev sahipliği yapmış ve 2015 yılında imzalanan Kapsamlı Ortak Eylem Planı'nın (KOEP) zeminini hazırlayan ülke olmuştu. İran'ın İstanbul yerine Muskat'ı tercih etmesi, Türkiye ile İran arasındaki bölgesel rekabetin veya son dönemde değişen siyasi dengelerin bir yansıması olarak yorumlanıyor. Umman'ın her iki tarafla da kurabildiği güvene dayalı ilişki, Tahran yönetimi tarafından müzakerelerin sürdürülebilirliği açısından daha güvenli bir liman olarak görülüyor.
Uzmanlar, Arap Denizi'nde düşürülen İHA olayının, zaten pamuk ipliğine bağlı olan diplomatik süreçleri daha da zorlaştırabileceği uyarısında bulunuyor. Sahadaki askeri risklerin artması, masadaki diplomatların elini zayıflatırken, Tahran'ın yer değişikliği talebi ise sürecin formatına dair yeni pazarlıkları beraberinde getiriyor. Önümüzdeki günlerde ABD'nin bu yer değişikliği talebine nasıl yanıt vereceği ve Arap Denizi'ndeki askeri varlığını nasıl şekillendireceği, küresel enerji güvenliği ve bölgesel istikrar açısından belirleyici olacak.