Trump’ın “ABD olmadan NATO güçlü olamazdı” tezi, sadece bir kibir gösterisi değil, İttifak’ın varoluşsal temelini sarsan bir söylemdir. Bu iddia, ittifakı karşılıklı güven ve ortak değerler üzerine kurulu bir güvenlik mimarisinden, tek taraflı bir Amerikan himayesi sistemine indirgeme çabasıdır.

GokaNews analizine göre, Store’un bu eleştiriyi dile getirmesi rastlantı değildir. Norveç, Kuzey Kutbu’nun stratejik jeopolitik fay hattında yer alıyor ve Rusya ile deniz ile kara sınırlarını paylaşıyor. Bu coğrafya, Store’un çıkışının önemini katlıyor: Bu, sadece Washington’a değil, aynı zamanda olası bir Amerikan geri çekilmesini dört gözle bekleyen Moskova’ya da gönderilmiş keskin bir sinyaldir.

Norveç Başbakanı, NATO'nun kökenlerini doğru bir şekilde hatırlatıyor. İttifak, 1949 yılında, ABD'nin Avrupa'ya tek taraflı müdahale etme taahhüdü olarak değil, Avrupa uluslarının kolektif güvenlik ihtiyacından doğan bir zorunluluk olarak kuruldu. ABD’nin katılımı hayati olsa da, İttifak’ın temel yapısı Avrupalıların kendi güvenliklerini sağlama isteğine dayanır.

Trump’ın retoriği, sürekli olarak NATO üyelerinin yeterince harcama yapmadığı mitine odaklanıyor. Ancak son veriler bu anlatıyı sistematik olarak çürütüyor. Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinden sonra, Avrupa ülkeleri savunma bütçelerinde tarihi artışlara gitti. Norveç de dahil olmak üzere, birçok müttefik, GSYİH'nin %2'si hedefine doğru hızla ilerliyor.

Store’un tepkisi, bu mali gerçekliklerin ötesinde, İttifak’ın temel işleyişine dair bir hatırlatmadır. NATO’nun gücü, bireysel asker sayısından ziyade, Madde 5’in kolektif savunma garantisinin mutlak kesinliğine dayanır. Eğer bir ABD Başkanı, bu garantiyi koşullu veya ticari bir anlaşmaya dönüştürme tehdidinde bulunursa, İttifak’ın caydırıcılık yeteneği anında erir.

Bu bağlamda Norveç'in sesi, Atlantik'in kuzeyinden gelen, İttifak'ın sadece Amerikan garantisine bağlı olmadığına dair net ve soğuk bir hatırlatmadır. Avrupalı liderler, potansiyel bir Amerikan izolasyonizmine karşı kendilerini güvenceye almak için preemptif olarak hem savunma harcamalarını artırıyor hem de söylemsel alanda mücadele ediyor. Bu stratejik hamle, NATO’nun geleceğinin artık sadece Washington’da değil, Brüksel, Oslo ve diğer başkentlerde de şekillendirileceğini gösteriyor.