Binlerce Epstein belgesinin federal bir internet sitesinden tamamen kaldırılması, ABD Adalet Bakanlığı (DOJ) için utanç verici bir redaksiyon hatasını gözler önüne seriyor.

Bu, basit bir teknik arıza değil. Bu, devletin en hassas görevlerinden biri olan, yani kurbanları koruma ve aynı anda kamuoyunu bilgilendirme görevini yerine getirmedeki temel bir başarısızlıktır.

Epstein dosyası, dünya çapında güçlü isimlerin ve politikacıların yer aldığı bir yapıyı içerdiği için sıradan bir ceza davası değildir. Bu nedenle, kamuoyu denetimi beklentisi maksimum düzeydedir. DOJ, bu denetim yükünü kaldıramadığını göstermiştir.

Analizimize göre, bu kadar yüksek profilli bir açıklamada, mağdur kimliklerinin maskelenmesinde (redaksiyon) hata yapılması kabul edilemez. Bu, ya belgelere ayrılan kaynakların yetersiz olduğunu ya da iç protokollerin tamamen çöktüğünü gösterir.

Belgelerin geri çekilmesi, zaten şeffaflık konusunda ciddi şüphelere sahip olan kamuoyunda var olan komplo teorilerini besleyecektir. Ortaya çıkan boşluk, ‘saklanan başka neler var?’ sorusunu kaçınılmaz hale getiriyor.

Şeffaflık arayışının merkezinde yer alan bu belgelerin apar topar geri çekilmesi, mahremiyetin korunması açısından yasal olarak gerekli olsa da, DOJ’un güvenilirliğine onarılamaz bir darbe vurmuştur.

Bu olay, adaletin hızla tecelli etmesi gerektiği durumlarda bile, veri güvenliği ve mağdur korumasının her zaman öncelikli olması gerektiğini gösteren ders niteliğinde bir yargı fiyaskosudur.

DOJ’un şimdi yapması gereken, hızlı bir biçimde değil, titizlikle hareket ederek, tüm belgeleri sıfır hata toleransıyla yeniden yayımlamaktır. Aksi takdirde, bu 'kaza', kasıtlı bir gizleme eylemi kadar şüphe uyandıracaktır.