Ankara, Ortadoğu’daki jeopolitik boşluğu doldurmakta kararlı. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Suudi Veliaht Prensi Muhammed bin Selman'ın (MBS) davetiyle Riyad’a inişi, yıllar süren gerilimin ardından kurulan normalleşme ekseninin artık kurumsal bir düzeye ulaştığını tescilliyor.

Riyad durağı, her şeyden önce ekonomik bir zorunluluk ve fırsattır. Türkiye, yüksek enflasyonla mücadele ederken Körfez sermayesine nefes borusu olarak bakıyor. MBS’nin daveti, yalnızca ticari anlaşmaların ötesinde, Türkiye'nin savunma sanayi kapasitesini Körfez’e kilitleme niyetini gösteriyor.

Analizimiz, bu ziyaretin ana gündeminin savunma teknolojisi transferi ve doğrudan yatırım mekanizmaları olduğunu gösteriyor. Suudi Arabistan Kamu Yatırım Fonu’nun (PIF) SDIF benzeri Türk varlıklarına yönelmesi bekleniyor. Bu, Batı’dan gelebilecek yatırım kısıtlamalarına karşı Ankara’nın kendini güvenceye alma hamlesidir.

Riyad’daki bu mali ve stratejik ‘güç toplama’ aşamasının hemen ardından 4 Şubat’ta Mısır’ın başkenti Kahire’ye geçilmesi ise diplomasi takviminin aciliyetini ortaya koyuyor.

Kahire ziyareti, sekiz yılı aşkın süredir donmuş olan ilişkilerin nihai mühürlenmesi anlamına geliyor. Erdoğan ve General Sisi arasındaki bu yüz yüze görüşme, Libya’dan Doğu Akdeniz’deki deniz yetki alanlarına kadar uzanan çetrefilli konuların çözümü için kritik.

Ancak bu görüşmenin zirvesinde Gazze ve Refah Sınır Kapısı yer alıyor. Mısır, Gazze’ye insani yardım ve olası bir göç baskısını yönetmede kilit aktördür. Ankara, Kahire üzerinden hem insani etki alanını artırmayı hem de Gazze sonrası kriz mimarisinde masada yer alma garantisi istiyor.

Bu iki vitesli ziyaretin derin anlamı şudur: Türkiye, artık bölgesel krizleri yönetmek için ABD veya AB’nin reaksiyonunu beklemek yerine, Körfez sermayesi (Riyad) ve kara güvenliği/kriz yönetimi (Kahire) aksını birleştirerek kendi dış politika alanını inşa ediyor. Ankara, Ortadoğu’daki fırtınanın ortasında, hem ekonomik hem de güvenlik temelli bir denge kurucu rolünü pekiştirmektedir. Bu, bölgesel güç mücadelesinde atılmış en pragmatik ve sonuç odaklı adımlardan biridir.