Ankara, yıllardır süren bölgesel gerilimi nihayet sonlandırma aşamasında. İletişim Başkanı Burhanettin Duran’ın duyurduğu 3 Şubat Suudi Arabistan ve 4 Şubat Mısır ziyaretleri, Türkiye’nin dış politikada yürüttüğü stratejik eksen kaymasının zirve noktasıdır.

Bu ziyaretlerin ana gündemi açık: Ticaret, yatırım ve bölgesel güvenlik koordinasyonu. Ancak arka planda, Türkiye'nin döviz ihtiyacı ve Doğu Akdeniz’deki yeni jeopolitik denge arayışı yatıyor.

Riyad Durağı: Ekonomik Can Suyu

Suudi Arabistan ziyareti, öncelikle ekonomik zorunluluklardan besleniyor. Türkiye, 2023 yazında Körfez ülkeleriyle milyarlarca dolarlık anlaşmalar imzalayarak, yorgun ekonomisine nefes aldırmıştı. Riyad ile ilişkilerin normalleşmesi, sadece ticaretin önünü açmakla kalmıyor, aynı zamanda Türkiye’nin savunma sanayi alanındaki iddialı projelerine fon ve ortaklık kapısı aralıyor.

Veliaht Prens Muhammed bin Selman (MbS) ile geliştirilen kişisel diplomasi, bir zamanlar Cemal Kaşıkçı davasıyla dibe vuran ilişkilerin ne kadar hızlı onarıldığını gösteriyor. Burada ideoloji sıfır, saf pragmatizm yüzde yüzdür. MbS, artık Ankara’nın en önemli finansal ve siyasi ortaklarından biri.

Kahire Durağı: En Zor Tabunun Yıkılışı

Mısır ziyareti ise çok daha derin bir anlam taşıyor. Erdoğan ve Abdülfettah es-Sisi’nin bir araya gelmesi, 2013'ten bu yana süren diplomatik husumetin resmen sona ermesi demektir. Bu, siyasi İslam üzerinden şekillenen dış politika dogmalarının tamamen terk edildiğinin en somut kanıtıdır.

Türkiye, Mısır’ı uzun yıllar boyunca Müslüman Kardeşler odaklı bir lensle okudu. Ancak bölgesel gerçekler, Türkiye'nin Kuzey Afrika ve Doğu Akdeniz’de etkili olabilmesi için Kahire ile ortaklığın hayati olduğunu gösterdi. Sisi ile el sıkışmak, ideolojik tercihler yerine devlet çıkarlarının merkeze alındığı bir dönemin başlangıcıdır.

Bölgesel Denge Arayışı

Zamanlama tesadüf değildir. Gazze’deki savaş ve Kızıldeniz’deki Husi saldırıları nedeniyle Orta Doğu büyük bir güvenlik girdabının içindedir. Türkiye, Suudi Arabistan ve Mısır, Sünni blokun önemli direkleridir ve bölgesel istikrarın sağlanmasında kilit rol oynayabilirler.

Ankara, bu ziyaretlerle bölgesel istişare mekanizmasını güçlendirerek, hem Batı’ya karşı ortak bir denge kurmayı hem de İran’ın artan etkisine karşı bir koordinasyon alanı oluşturmayı hedefliyor.

Özetle, Erdoğan’ın bu ‘ikili eksen’ hamlesi, Türkiye’nin zorunlu bir geri çekilişten, yeni bir jeopolitik yükseliş stratejisine geçtiğini gösteriyor. Ancak GokaNews olarak altını çizmek gerekir: Bu ziyaretlerin başarısı, sadece verilen pozlarda değil, imzalanacak somut ekonomik taahhütler ve bölgesel krizlerdeki ortak duruşun derinliğinde saklıdır.