Basra Körfezi'ndeki hava tehditlerle doluyken, İstanbul'daki toplantı masasında ihtiyatlı bir diyalog başlayacak. Türkiye'nin arabuluculuğu altında gerçekleşecek ABD-İran görüşmesi, sadece bir arabuluculuk faaliyeti değil; kritik bir jeopolitik hasar kontrol operasyonudur. Tahran, ağır ekonomik baskı altında masaya oturmak zorunda kaldı. Washington ise maksimum baskı stratejisinin ilk meyvesini topluyor.
ABD ve İran heyetlerinin Cuma günü İstanbul’da bir araya gelmesi beklentisi, bölgedeki risk profili göz önüne alındığında, başlı başına büyük bir haberdir.
Masada ABD Başkanı’nın Özel Temsilcisi Witkoff ve İran Dışişleri Bakanı Arakçi bulunacak. Bu, zirve diplomasisi değil; dikkatle kalibre edilmiş bir 'kanal açma' girişimidir. Görüşmelerin amacı, büyük bir anlaşma imzalamak değil, tırmanışı önleyecek temel kuralları belirlemektir.
Toplantının yeri stratejik bir zorunluluktur. İstanbul, Washington’a 'düşman topraklarında görüşme' baskısını hissettirmeden, Tahran’a ise tarafsız bir zeminde konuşma imkanı sunmaktadır. Türkiye, bu hassas dengede güvenilir bir köprü görevi görerek diplomatik sermayesini artırmaktadır.
Tahran'ın Mecburi Dönüşü
Görüşme talimatının İran Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan'dan gelmesi, Tahran'daki pragmatist kanadın elinin güçlendiğini gösteriyor. Bu emir, semboliktir ve İran'ın ekonomik gerçeklerle yüzleştiğinin somut kanıtıdır. Ülke ekonomisi ABD yaptırımları altında nefes alamıyor. Hardline (şahin) retoriğe rağmen, Pezeşkiyan yönetimi, çatışmanın maliyetinin diyalog maliyetinden çok daha yüksek olduğunu kabul etmiş durumda.
İran, masada sadece nükleer programı değil, bölgesel vekillerine yönelik mali desteğin geleceğini de tartışmak zorunda kalacak. Arakçi'nin görevi, taviz vermeden ekonomik baskıyı hafifletmenin yollarını aramaktır. Bu, neredeyse imkansız bir denge oyunudur.
Washington'un Kazancı
ABD tarafı için bu görüşme, Trump yönetiminin 'Maksimum Baskı' politikasının başarısının teyididir. Washington, İran'ı müzakere masasına getirmek için askeri güç kullanmak zorunda kalmadığını uluslararası topluma göstermek istiyor.
Witkoff’un pozisyonu basittir: İran’ın bölgedeki davranışlarını değiştirmesi karşılığında yaptırımlarda esneklik sinyali verilebilir. Ancak unutulmamalıdır ki, ABD seçim takvimi yaklaştıkça, Trump yönetimi İran’dan hızlı ve görünür bir 'zafer' talep edecektir. Bu, görüşmelerin üzerindeki baskıyı artırıyor.
Beklenti Yönetimi Şart
İstanbul’dan hemen bir 'breakthrough' (çığır açıcı gelişme) beklemek gerçekçi değildir. Toplantının başarısı, haftalar sonra yeni bir deniz kazası, drone düşürülmesi veya vekil saldırısının yaşanmamasıyla ölçülecektir.
Bu görüşme, krizi sonlandırmıyor; sadece onu kapalı kapılar ardına taşıyor. Ancak diplomasi, gerilimin tırmandığı bu kritik eşikte, çatışmanın tek kabul edilebilir alternatifidir. İstanbul, bu yüksek riskli satranç oyununun ilk hamlelerinin yapıldığı zemin olacaktır.