Muammer Kaddafi’nin oğlu Seyfülislam Kaddafi’nin Zintan’da 'evinin önünde' suikast sonucu öldürüldüğü iddiası, Libya’nın kırılgan siyaset sahnesine bomba gibi düştü. Bu, basit bir cinayet değil; önümüzdeki dönemde ülkenin parçalanmış siyasetini yeniden şekillendirecek, karanlık bir mesajdır. GokaNews olarak, bu olayın arka planını ve bölgesel etkilerini analiz ediyoruz.
Seyfülislam Kaddafi, on yıldan uzun süredir Libya'nın çözülmüş devlet yapısının canlı bir sembolüydü. Eski rejimin potansiyel mirasçısı olarak, defalarca siyaset sahnesine geri dönme girişiminde bulunmuş, hatta başkanlık seçimleri için adaylık planları yapmıştı.
Ancak, suikastın gerçekleştiği iddia edilen Zintan şehri kilit öneme sahip. Zintan, onu 2011'den beri fiilen rehin tutan, fakat son yıllarda koruyuculuğunu üstlenen güçlü kabile milislerinin üssü. Seyfülislam, bu milisler sayesinde hem hayatta kalmış hem de pazarlık gücünü elinde tutmuştu.
Bir Kaddafi’nin, onu en iyi koruması gereken bölgede öldürülmesi, akıllara iki temel soru getiriyor: Ya Zintan’daki güvenlik yapısı çöktü, ya da Kaddafi’nin ölümü, içeriden bir otorite değişikliğinin ya da milisler arası bir hesabın sonucudur. Libya’da bu seviyedeki bir cinayet, asla rastlantısal değildir; siyasi bir operasyondur.
Nostaljiye Darbe: Siyasi Rakipler Kimler?
Seyfülislam'ın varlığı, Kaddafi dönemi nostaljisi taşıyan ve ülkenin güneyindeki kabileleri potansiyel olarak birleştirebilecek bir mıknatıstı. Onun ortadan kaldırılması, doğrudan mevcut siyasi aktörlere hizmet ediyor.
Özellikle Temsilciler Meclisi’nin (Tobruk) desteklediği doğu merkezli güçler ile Trablus'taki Batı merkezli gruplar arasındaki dengeler açısından bu ölüm kritik.
Seyfülislam, seçim yoluyla gelme ihtimali düşük olsa da, parçalanmış Libya siyasetinde bir 'spoiler' (bozucu) rolü oynuyordu. Onun saf dışı bırakılması, General Halife Haftar’a karşı oluşturulabilecek olası bir 'Kaddafi-yanı' cephenin önünü kesiyor.
Bu durum, seçimlerin yapılma ihtimalini ortadan kaldırmaz, ancak seçimlere katılacak aktörlerin yelpazesini daraltır ve Batı'daki milis gruplarının pazarlık gücünü artırır.
Uluslararası İhmalin Bedeli
Libya, yıllardır bölgesel vekalet savaşlarının laboratuvarı. Türkiye, Mısır, BAE ve Rusya gibi aktörlerin dolaylı veya doğrudan müdahil olduğu bu kaos ortamında, Kaddafi'nin ölümü, Birleşmiş Milletler destekli 'birlik hükümeti' illüzyonunun tamamen çöktüğünün kanıtıdır.
Bu suikast, Libya’da gerçek gücün hâlâ sandıkta değil, namlunun ucunda ve kabile/milis ittifaklarında yattığını bir kez daha gösteriyor. Bölgedeki herhangi bir istikrar arayışı, bu tür infazlar gerçekleştiği sürece, kâğıt üzerinde kalacaktır.
Seyfülislam Kaddafi'nin ölümü, Libya’nın sadece Muammer Kaddafi’nin mirasını değil, aynı zamanda uluslararası toplumun buradaki barışı sağlama konusundaki kronik yetersizliğini de gömdüğünü teyit ediyor. Libya, kırılgan ateşkeslerle yaşayan, cinayetle yönetilen bir devlettir. Ve bu son olay, ülkenin daha da derin bir belirsizliğe itildiğini gösteriyor.