BBC Güvenlik Muhabiri Frank Gardner’ın derlediği yedi senaryo, Washington’daki askeri ve siyasi elitlerin zihnindeki potansiyel çatışma yörüngesini gözler önüne seriyor. Ancak, GokaNews analistlerinin vurguladığı gibi, bu senaryoların hiçbiri, Tahran rejiminin misilleme kapasitesini ve bölgesel vekâlet savaşları ağını tam olarak absorbe edemez.

İran’a karşı 'sınırlı, cerrahi' bir saldırı fikri, stratejik bir illüzyondan ibarettir. İran’ın nükleer programı da dahil olmak üzere kritik altyapısı dağınık ve derin entegre haldedir. Tek bir hava saldırısı dalgasının, rejim üzerinde istenen etkiyi yaratma ihtimali sıfıra yakındır.

Bir numaralı risk, misillemenin niteliğidir. İran’ın doğrudan bir ABD hedefine saldırmak yerine, vekilleri aracılığıyla Körfez’deki petrol tesislerini, İsrail’i veya Irak’taki Amerikan personelini hedef alması kesindir. Bu, savaşı tek bir cephede tutma çabasını anında boşa çıkarır.

Böyle bir çatışma, hızla bir 'vekalet savaşı tsunamisine' dönüşecektir. Yemen’deki Husiler, Lübnan’daki Hizbullah ve Irak’taki milis grupları senkronize bir karşı saldırı başlatacak, bu da bölgedeki Amerikan müttefikleri için varoluşsal bir tehdit oluşturacaktır.

En radikal senaryo olan ‘rejim değişikliği’, ABD’nin Irak ve Afganistan tecrübeleri ışığında en maliyetli ve en öngörülemez yoldur. İran gibi derin kültürel ve siyasi köklere sahip bir ülkenin rejimini dışarıdan değiştirmeye çalışmak, on yıl sürecek bir işgal ve sivil kaosa yol açar. Bu, Washington’ın şu anki stratejik iştahının çok ötesindedir.

Asıl küresel etki askeri değil, ekonomiktir. Hürmüz Boğazı’nın birkaç gün bile kapanması, küresel petrol fiyatlarını kontrol edilemez seviyelere çıkarır. Bu, sadece bölgesel bir savaş değil, küresel bir ekonomik şok anlamına gelir. ABD’nin en büyük stratejik zaafı, çatışmanın maliyetini yeterince yüksek tutamamasıdır.

Sonuç olarak, yedi farklı senaryo tartışılsa da, bunların tümü tek bir noktada birleşir: Kontrollü eskalasyon diye bir şey yoktur. İran’a karşı askeri eylem, kırmızı çizgilerin hızla aşılacağı ve geri dönüşü olmayan sonuçların doğacağı bir kördüğümdür. Bu senaryolar, askeri caydırıcılığın artık geçerliliğini yitirdiğini ve rasyonel politikanın tek seçeneğinin zorlu diplomasi olduğunu kanıtlıyor.