İsrail ve İran arasındaki çatışma, gölge savaşlarından doğrudan askeri cepheleşmeye evrilirken, Tel Aviv'deki siyasi atmosferde radikal bir strateji değişikliği göze çarpıyor. BBC'nin Ortadoğu Muhabiri Lucy Williamson'ın Tel Aviv'den aktardığı analizlere göre, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu artık sadece caydırıcılıkla yetinmiyor; İran İslam Cumhuriyeti'nde bir rejim değişikliğini tetikleyecek koşulları oluşturmayı hedefliyor. Yorumculara göre Netanyahu, bu riskli ve geniş kapsamlı planı hayata geçirmek için ABD siyasetindeki olası değişimleri bir fırsat olarak görüyor.

Tel Aviv'deki güvenlik kaynakları ve siyasi analistler, Netanyahu'nun ABD yönetimini İran'a karşı 'maksimalist saldırılara' teşvik ettiğini belirtiyor. Mevcut ABD Başkanı Joe Biden yönetimi, bölgesel bir savaşı önlemek amacıyla İsrail'in tepkilerini 'orantılı' tutması yönünde baskı yaparken, Netanyahu hükümetinin gözü Kasım ayındaki ABD seçimlerinde ve Donald Trump'ın olası dönüşünde. Trump'ın başkanlığı döneminde İran nükleer anlaşmasından çekilmesi ve 'maksimum baskı' politikasını yürütmesi, İsrail sağında Trump'ın, Netanyahu'nun agresif savaş planlarına yeşil ışık yakabileceği inancını güçlendiriyor.

İsrail'in stratejisi, İran'ın vekil güçleri olan Hamas ve Hizbullah ile süregelen yıpratma savaşının ötesine geçerek, 'ahtapotun başı' olarak nitelendirdikleri Tahran rejimini doğrudan hedef almayı içeriyor. Bu bağlamda, İran'ın nükleer tesislerinin veya hayati öneme sahip petrol rafinerilerinin vurulması, rejimin ekonomik ve stratejik omurgasını kırmayı amaçlayan senaryolar arasında yer alıyor. İsrailli yetkililer, İran halkının rejimden duyduğu rahatsızlığı da hesaba katarak, dışarıdan gelecek sert bir darbenin içeride bir ayaklanmayı tetikleyebileceğini umuyor.

Ancak bu strateji, küresel çapta büyük riskler barındırıyor. Uzmanlar, İran'da rejim değişikliğini hedefleyen bir askeri harekatın, Basra Körfezi'ndeki enerji akışını durdurabileceği, küresel petrol fiyatlarını sarsabileceği ve ABD'yi istemediği halde doğrudan bir savaşın içine çekebileceği konusunda uyarıyor. Buna rağmen Netanyahu'nun, İsrail'in varoluşsal güvenliğini sağlamak adına bu 'tarihi fırsatı' kaçırmak istemediği ve Washington'daki siyasi belirsizlikten faydalanarak İran dosyasını kalıcı olarak kapatmak istediği ifade ediliyor.

Sonuç olarak, İsrail'in İran'a yönelik tutumu, bölgesel bir savunma doktrininden çok daha öteye, Tahran'daki siyasi düzeni değiştirmeye yönelik proaktif bir saldırı planına dönüşmüş durumda. Bu planın başarısı ise büyük ölçüde Washington'dan gelecek desteğin niteliğine ve Beyaz Saray'da kimin oturduğuna bağlı olacak gibi görünüyor.