İstanbul, bir kez daha küresel diplomasi için kaçınılmaz bir kontrol noktası haline geliyor. ABD ve İran’ın, gerilimi yönetme çabasıyla Türkiye’de masaya oturması, Ankara’nın bölgesel denklemdeki ağırlığını pekiştiriyor.
Ancak asıl kritik veri, katılımcı listesinde gizli: Pakistan, Suudi Arabistan, Katar, Mısır, Umman ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE).
Bu, basit bir ikili görüşme değil; bu, Körfez'in en önemli Sünni aktörlerini ve dengeleyici güçlerini (Katar, Umman) aynı masada toplayan, fiili bir Ortadoğu Güvenlik Konseyi toplantısıdır.
Gündem resmî olarak ABD-İran ilişkilerinin normalleştirilmesi olsa da, Riyad ve Abu Dabi'nin masadaki varlığı, odak noktasının vekalet savaşları ve Husi tehditleri olduğunu açıkça işaret ediyor.
Washington’ın temel hedefi, bölgedeki enerji akışının istikrarını garanti altına almak ve İran’ın bölgeyi Çin/Rusya eksenine kaydırma potansiyelini minimuma indirmektir. Bu, Körfez monarşilerinin mutlak işbirliğini gerektiriyor.
Suudi Arabistan ve BAE’nin zirveye dâhil edilmesi, Tahran’a yönelik ortak bir bölgesel cephe oluşturma çabası olabileceği gibi, aynı zamanda Riyad’ın İran ile ilişkilerini kendi coğrafi menfaatleri doğrultusunda doğrudan yönetme isteğinin de bir yansımasıdır.
Katar ve Umman’ın tarihsel arabuluculuk rolleri bu diplomatik matrisin en hayati parçasıdır. Bu iki ülke, İran’ın Batı ile iletişim kanallarını sürekli açık tutarak, zirvenin tamamen bir fiyasko ile sonuçlanmasının önüne geçmeye çalışacaktır.
Mısır ve Pakistan'ın katılımı ise zirvenin kapsamını Kızıldeniz güvenliğine ve Sünni jeopolitik bütünlüğe kadar genişletiyor. Pakistan’ın dengeleyici nükleer gücü ve Mısır’ın Süveyş Kanalı üzerindeki kontrolü, Ortadoğu istikrarının sadece Körfez’den ibaret olmadığını gösteriyor.
Bu zirvenin başarısı, tarafların kamuoyuna yönelik 'uzlaşmacı' açıklamalarından çok, Yemen'deki gerilimi azaltma, Lübnan'daki Hizbullah fonlamasını dizginleme ve petrol tedarik güvenliği konusunda varılacak somut mutabakatlara bağlı olacaktır.
Eğer İstanbul, sadece fotoğraf vermek için kullanılan bir sahne olursa, bölgesel gerilim kısa sürede geri dönecektir. Ancak eğer güvenlik mimarisi yeniden şekillenebilirse, bu toplantı Ortadoğu'da on yılın en önemli diplomatik dönüm noktası olarak tarihe geçecektir.