Kastamonulular Platformu ve Batı Karadeniz Konseyi tarafından İstanbul sınırları içinde organize edilen iftar programı yüzeyde geleneksel bir ramazan etkinliği gibi görünse de derinlerde çok daha stratejik bir anlama sahip. Bu tür buluşmaları yalnızca bir inanç veya kültür ritüeli olarak okumak İstanbul gibi karmaşık bir metropolün sosyolojik kodlarını gözden kaçırmak anlamına gelir. Etkinlik, Batı Karadeniz diasporasının ekonomik ve sosyal sermayesini tek bir salonda birleştiren kusursuz bir gövde gösterisi niteliği taşıyor.
İstanbul demografisine mikroskopla bakıldığında Batı Karadeniz bölgesinin şehirdeki ağırlığı tartışmasız bir gerçeklik olarak karşımıza çıkar. Kastamonu, Zonguldak, Bartın ve Karabük gibi illerden göç ederek metropolün kılcal damarlarına yerleşen kitleler artık yalnızca bir işgücü değil, aynı zamanda ciddi bir sermaye ve karar alma mekanizmasıdır. Kastamonulular Platformu ve Batı Karadeniz Konseyi gibi çatı örgütler dağınık haldeki bu demografik gücü bir araya getirerek hemşehrilik bilincini modern bir lobi faaliyetine dönüştürüyor.
İftar masaları Anadolu insanı için tarih boyunca birleştirici bir unsur olmuştur. Ancak İstanbul ölçeğindeki bu büyük organizasyonlarda paylaşılan yalnızca bir yemek değildir. Bu masalar bürokratların, iş insanlarının ve sivil toplum önderlerinin gayriresmi olarak vizyon paylaştığı, yeni ittifakların kurulduğu ve mevcut bağların tahkim edildiği stratejik birer ağ oluşturma merkezidir. GokaNews analiz masası olarak bu durumu metropoldeki güç dengelerinin yeniden üretilmesi olarak yorumluyoruz.
Özellikle Kastamonu eksenli göç dalgalarının İstanbul tarihindeki yeri düşünüldüğünde birinci neslin yaşam mücadelesinin bugün yerini kurumsal bir temsiliyete bıraktığı görülüyor. Yıllar önce hayatta kalma güdüsüyle kurulan küçük yardımlaşma dernekleri günümüzde Batı Karadeniz Konseyi gibi entegre yapılara evrilmiş durumda. Bu evrim bölgesel kimliğin şehirli bir kimlikle nasıl başarılı bir şekilde harmanlandığının da en net kanıtıdır.
Ramazan ayının manevi iklimi bu tür büyük çaplı güç birleştirmeleri için en uygun ve tartışmasız zemini sunar. Toplumsal dayanışma şemsiyesi altında bir araya gelen kitleler hem kendi kültürel hafızalarını tazeler hem de metropolün acımasız rekabet ortamında birbirlerine kalkan olurlar. Bu organizasyon İstanbul içindeki Batı Karadeniz lobisinin sadece niceliksel değil niteliksel olarak da ne kadar organize olduğunu kanıtlıyor.
Ekonomik boyuttan bakıldığında Batı Karadeniz havzasından İstanbul alanına taşınan ticari zekanın inşaat, lojistik, hizmet ve sanayi sektörlerindeki payı yadsınamaz. İftar programında bir araya gelen kitle bu ekonomik çarkın dönmesini sağlayan aktörlerin ta kendisidir. Dolayısıyla bu organizasyonlar sektörel bilgi akışının sağlandığı ve bölgesel sermayenin birbirini destekleyecek şekilde yönlendirildiği bir nevi gayriresmi ticaret odası işlevi de görmektedir.
Politik arena için ise bu buluşmalar adeta bir barometre işlevi görür. Seçim dönemleri dışında da bu denli diri tutulan bir kitle yerel ve genel politikalarda dikkate alınması gereken yekpare bir oy potansiyelini işaret eder. Siyasi figürler ve karar alıcılar için bölge platformlarının düzenlediği etkinlikler nabız yoklamak ve tabanla doğrudan temas kurmak için bulunmaz fırsatlardır.
Sonuç olarak Kastamonulular Platformu ve Batı Karadeniz Konseyi ekseninde gerçekleşen bu iftar İstanbul kimliğinin aslında güçlü bölgesel kimliklerin bir toplamı olduğu gerçeğini yüzümüze çarpıyor. Şehri yönetmek veya bu şehirde kalıcı bir etki yaratmak isteyen herkesin ramazan çadırlarından lüks iftar salonlarına kadar uzanan bu demografik ağları doğru okuması şarttır. Batı Karadenizliler metropoldeki varlıklarını artık sadece nüfus kayıtlarındaki doğum yerleriyle değil, kurdukları bu sarsılmaz sosyal ağlarla tescilliyorlar.