Washington ve Tahran hatlarında uzun yıllardır süren ve zaman zaman askeri çatışma riskini artıran gerilimin düşürülmesi adına Türkiye'nin ev sahipliğinde İstanbul'da düzenlenecek olan zirve, beklenenden çok daha geniş bir katılımcı listesine sahne olacak. Diplomatik kaynaklardan edinilen bilgilere göre, sadece ABD ve İran heyetlerinin değil; bölgenin en kritik oyuncularının da sürece dahil edilmesi, bu toplantıyı ikili bir görüşmeden ziyade bölgesel bir güvenlik ve istikrar konferansına dönüştürüyor. Zirveye katılımı kesinleşen ülkeler arasında Pakistan, Suudi Arabistan, Katar, Mısır, Umman ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) yer alıyor.

Zirvenin İstanbul'da yapılacak olması, Türkiye'nin 'arabulucu' rolünü ve jeopolitik önemini bir kez daha ön plana çıkarıyor. NATO üyesi olmasıyla Batı ittifakının içinde yer alan, ancak aynı zamanda İran ve diğer bölgesel güçlerle açık diyalog kanallarına sahip olan Türkiye, tarafsız bir zemin sunarak diplomatik çözümün önünü açmayı hedefliyor. Uzmanlar, Ankara'nın bu girişimiyle Orta Doğu'da barışın tesisi adına kritik bir inisiyatif üstlendiğini belirtiyor.

Katılımcı listesinin genişlemesi, özellikle Körfez ülkelerinin sürece dahil edilmesi açısından büyük bir stratejik hamle olarak yorumlanıyor. Daha önce yapılan nükleer anlaşmalar ve ikili görüşmelerde masada olmadıkları için eleştiride bulunan Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri'nin bu kez sürece doğrudan katılması, İran ile yaşanan nüfuz mücadelesinin diplomatik zeminde çözülmesi adına önemli bir fırsat sunuyor. Riyad ve Abu Dabi yönetimlerinin katılımı, müzakerelerin sadece nükleer başlıklarla sınırlı kalmayıp, Yemen'den Suriye'ye kadar uzanan vekalet savaşları ve bölgesel güvenlik mimarisini de kapsayacağının sinyallerini veriyor.

Öte yandan, Umman ve Katar'ın varlığı, zirvenin başarı şansını artıran unsurlar arasında gösteriliyor. Tarihsel olarak Batı ile İran arasında 'arka kapı diplomasisi' yürüten ve kriz anlarında mektup taşıyıcı rolü üstlenen bu iki ülke, tıkanıklık yaşanması muhtemel noktalarda kolaylaştırıcı rol oynayabilir. Ayrıca, İran ile uzun bir sınıra ve karmaşık ilişkilere sahip olan nükleer güç Pakistan ile Arap dünyasının en kalabalık ülkesi Mısır'ın katılımı, alınacak kararların İslam İşbirliği Teşkilatı nezdinde de meşruiyetini ve uygulanabilirliğini güçlendirecektir.

İstanbul Zirvesi, küresel enerji güvenliğinden bölgesel ticarete kadar pek çok alanı etkileme potansiyeline sahip. Yıllardır süren yaptırımlar, askeri tehditler ve diplomatik çıkmazların ardından, bu kadar çok sayıda bölgesel aktörün ABD ve İran ile aynı masada buluşacak olması, Orta Doğu siyasetinde yeni bir sayfanın açılabileceğine dair umutları artırıyor. Uluslararası kamuoyu, İstanbul'dan çıkacak sonuç bildirisinin, bölgedeki tansiyonu kalıcı olarak düşürecek bir yol haritası sunup sunamayacağını dikkatle takip edecek.