Seyfülislam Kaddafi'nin Zintan'da öldürüldüğü haberi, Libya'daki vekâlet savaşlarının asla bitmeyen bir döngüde olduğunu acı bir şekilde gösteriyor.
Bu, sıradan bir cinayet değil; kabilevi ve siyasi bir hesaplaşmanın zirvesidir. Kaddafi'nin en büyük siyasi kozu, hayatta olmasıydı. Yaşarken hem bir tehdit hem de pazarlık gücüydü. Ölümü ise kartları yeniden dağıtıyor.
Zintan Paradoksu ve Güvenlik Boşluğu
Seyfülislam, yıllardır Zintan Tugayları'nın kontrolündeydi. Bu kabile, onu hem tutuklamış hem de yıllarca Batı'ya teslim etmeyerek bir anlamda korumuştu. Bu durum, Zintan'ı Kaddafi ailesi üzerinden pazarlık yapan kritik bir aktör haline getirmişti.
Suikastın tam da Zintan'da gerçekleşmesi, Kaddafi'yi elinde tutan güçlerin bile içerideki kontrolü tamamen kaybettiğini veya daha da tehlikelisi, bizzat suikasta ortak olduğunu işaret ediyor. Bu, Libya'nın tüm güvenlik mimarisinin ne kadar çürük olduğunun tescilidir.
Jeopolitik Etki: Kaddafi Kartı Kapandı
Seyfülislam'ın siyasi yelpazede tekrar aktif olma ihtimali, son seçim girişimleriyle birlikte sürekli gündemdeydi. Eski rejim yandaşlarını birleştirme potansiyeli, Halife Hafter'den Trablus hükümetine kadar herkesin uykusunu kaçırıyordu.
Ölümüyle birlikte, bu 'Kaddafi Kartı' tamamen masadan kalkmış oldu. Bu durum, ülkenin doğu ve batı kanatlarını destekleyen uluslararası aktörler için net bir zemin yaratıyor.
Kimler kazanır? Kısa vadede, statükoyu sürdürmek isteyenler. Seyfülislam'ın dönüşü, Libya'daki mevcut askeri liderliğin meşruiyetini sıfırlayabilirdi. Şimdi, Hafter ve diğer savaş ağaları için tehdit azalmış görünüyor.
Ancak uzun vadede, Kaddafi'nin ölümü sadece kan davasını derinleştirecektir. Muammer Kaddafi'nin rejimine bağlı büyük kabileler, bu suikastı unutmayacak ve ülkenin zaten parçalanmış olan dokusuna yeni bir intikam katmanı ekleyecektir. Libya'daki çatışmalar artık ideolojik değil, tamamen kabilevi ve çıkar odaklıdır. Bu suikast, uzlaşma kapısını bir kez daha ve belki de kalıcı olarak kapatmıştır.
Demokrasi Vaadiyle Gömülenler
Libya, on yılı aşkın süredir istikrar, güvenlik ve meşruiyet üçgenini kurmaya çalışıyor. Her kritik figürün şiddet yoluyla sahneden çekilmesi, siyasi geçiş sürecinin imkansızlığını kanıtlıyor.
Bu suikast, Libya’nın siyasi arenasında gücün hâlâ sandıktan değil, namlunun ucundan çıktığını teyit eden karanlık bir imzadır. Batı’nın 'demokratik geçiş' söylemleri, Zintan’daki bir evin önünde atılan kurşunlarla bir kez daha gömülmüştür. Libya, birleşik bir devlet olmaktan her geçen gün biraz daha uzaklaşıyor; bir vekâlet savaşları çöplüğüne dönüşmeye devam ediyor.