GokaNews Analiz | Riyad
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman (MBS) ile yaptığı görüşme, basit bir diplomatik nezaket ziyareti değil, Ankara ile Riyad arasındaki yeni, derin ve tamamen pragmatik ittifakın nihai onaylanmasıdır. Normalleşme süreci resmen sona erdi; artık devasa ekonomik ve savunma işbirliklerinin hayata geçirilme aşaması başladı.
Türkiye ve Suudi Arabistan, yıllarca süren gerilimli dönemi ardında bıraktı. Bu son zirve, sadece ilişkilerin ‘düzeltildiği’ anlamına gelmiyor; iki bölgesel güç, küresel jeopolitik ve ekonomik zorluklara karşı ortak bir savunma hattı kuruyor.
Görüşme gündemi, kuru bir protokol listesinden ibaret değildi: Enerji, savunma sanayii, teknoloji, ticaret ve yatırım. Bunlar, Türkiye’nin Orta Vadeli Programı’nın (OVP) yabancı sermaye beklentilerini doğrudan karşılayan stratejik başlıklardır. Türkiye, ekonomik istikrarı sağlamak için Körfez sermayesinin uzun vadeli akışına ihtiyaç duyuyor. MBS, bu akışın anahtarı.
Savunma Sanayii: Pragmatizmin Zirvesi
Gündemin en kritik maddesi savunma sanayii iş birliğiydi. Bu alan, ilişkinin duygusal değil, tamamen 'hard power' temelli olduğunu gösteriyor.
Suudi Arabistan, 2030 Vizyonu kapsamında savunma harcamalarının büyük bir kısmını yerlileştirmeyi hedefliyor. Türkiye’nin SİHA’lar başta olmak üzere bu alandaki hızı ve yetkinliği, Riyad’ı cezbediyor.
Suudi Arabistan, yalnızca Türkiye’nin silahlarını satın almakla kalmıyor; üretim teknolojisini transfer ederek kendi savunma kapasitesini hızla inşa etmeyi amaçlıyor. Bu, Ankara için yüz milyonlarca dolarlık devasa bir ihraç kapısı demek.
Enerji ve Yatırım Ekseni
Enerji işbirliği ise küresel piyasaların yeniden şekillendiği bir dönemde stratejik derinlik sağlıyor. Türkiye’nin enerji geçiş yollarındaki rolü ve Suudi Arabistan’ın üretim gücü birleştiğinde, hem bölgesel enerji güvenliği hem de üçüncü pazarlara erişim konusunda önemli avantajlar elde ediliyor.
Ankara için, Riyad’ın sadece bir ticaret partneri değil, aynı zamanda uluslararası piyasalara açılan bir finansal köprü olduğu unutulmamalı. Suudi Arabistan Kamu Yatırım Fonu (PIF), global ölçekteki en büyük fonlardan biri. Bu fonun Türkiye’ye doğrudan ve uzun soluklu yatırımları, OVP’nin başarısı için hayati önem taşıyor.
Bölgesel Satrançta Ortak Cephe
İkili görüşmelerin bölgesel ve küresel konuları ele alması tesadüf değil. Özellikle Gazze ve İran eksenindeki gelişmeler, iki ülkeyi ortak bir güvenlik ve istikrar arayışına itiyor.
Bölgesel istikrarsızlık, Körfez sermayesinin ana düşmanıdır. Türkiye ve Suudi Arabistan, istikrarı koruma ve bölgesel gerilimleri yönetme konusunda örtüşen çıkarlara sahip. Bu, bir dostluk ittifakı değil, karşılıklı ekonomik ve güvenlik ihtiyaçlarına dayalı sağlam bir realpolitik ortaklığıdır. MBS ve Erdoğan, masada sadece iki ülke ilişkilerini değil, Ortadoğu’nun yakın gelecekteki ekonomik ve güvenlik mimarisini de inşa ediyor.