Rize'nin Çayeli ilçesinden gelen haber, bölge halkını yasa boğarken, Karadeniz’in kırsal yaşam güvenliğine dair göz ardı edilen gerçekleri de gün yüzüne çıkardı. Bir yamaca kurulu serenderin devrilmesi sonucu iki vatandaşımız hayatını kaybetti, bir kişi ise yaralandı. Olay, ilk bakışta talihsiz bir kaza olarak kayıtlara geçebilir. Ancak GokaNews olarak bu trajedinin satır aralarını okuduğumuzda, karşımıza çıkan tablo basit bir kazadan çok daha fazlasını, sistematik bir ihmal ve coğrafi risk haritasını işaret ediyor.
Serenderler, Karadeniz insanının nemli toprağa ve haşerelere karşı geliştirdiği, direkler üzerine kurulu muazzam bir mühendislik çözümüdür. Yüzyıllardır bu coğrafyanın ayrılmaz bir parçası olan bu yapılar, mısır kurutmak ve erzak saklamak için kullanılır. Ancak bugün Çayeli'nde yaşanan olay, bu tarihi yapıların bakım ve zemin güvenliği konusunda ciddi soru işaretleri barındırdığını kanıtladı. Yıllara meydan okuyan ahşabın yorgunluğu, Rize'nin sürekli hareket halindeki toprağıyla birleştiğinde, kültürel bir miras bir anda ölümcül bir tuzağa dönüşebiliyor.
Bu olayda dikkat çekilmesi gereken en kritik nokta, 'yamaç yerleşimi' kültürüdür. Rize, düz arazinin neredeyse hiç olmadığı, hayatın dik yamaçlarda aktığı bir şehirdir. Ancak iklim değişikliğinin tetiklediği aşırı yağışlar ve toprağın doygunluk seviyesinin değişmesi, eskiden güvenli sayılan yamaçları artık riskli bölgeler haline getirmiştir. Devrilen serenderin altında kalanlar, aslında sadece bir yapının değil, değişen iklim koşullarına ve zemin mekaniğine ayak uyduramayan eski usul yerleşim alışkanlıklarının kurbanı oldular.
Analizimiz açık ve nettir: Bu tür yapılar artık sadece 'kültürel varlık' olarak değil, statik açıdan denetlenmesi gereken 'riskli yapılar' olarak ele alınmalıdır. Bölgede binlerce benzer yapı bulunuyor. Çoğu dededen kalma, çoğu yorgun ve çoğu, altındaki toprağın her an kayabileceği yamaçlarda duruyor. Çayeli'ndeki bu acı olay, yerel yönetimler ve vatandaşlar için bir uyanış çağrısı niteliğinde olmalıdır. Geleneksel mimariyi korumak, onu sadece ayakta tutmak değil, aynı zamanda güvenli kılmaktır.
Sonuç olarak, coğrafya kaderdir sözü Karadeniz'de her zaman geçerliliğini korur; ancak bu kaderi tedbirsizlikle birleştirip trajediye dönüştürmemek elimizdedir. Hayatını kaybedenlere rahmet dilerken, yetkililerin bölgedeki benzer yapı stokunu, özellikle zemin güvenliği açısından acilen taraması gerektiğini vurguluyoruz. Aksi takdirde, Karadeniz'in o eşsiz doğası, gereken saygı ve önlem gösterilmediğinde ne yazık ki acımasız yüzünü göstermeye devam edecektir.