İstanbul’da gerçekleşeceği duyurulan ABD-İran zirvesi, bölge diplomasisinin geldiği en keskin virajı işaret ediyor. Bu, basit bir 'uzlaşma toplantısı' değil; Amerikan baskısı altında zorla bir araya getirilmiş, yüksek riskli bir jeopolitik potadır.

Zirvenin lokasyonu –İstanbul– tesadüf değil. Türkiye, bu imkansız diyaloğa ev sahipliği yaparak, bölgesel kriz yönetiminde vazgeçilmez bir arabulucu rolüne soyunuyor. Ankara, diplomatik ağırlığını tescilleme yolunda önemli bir risk alıyor.

Katılımcı listesi, gerilimin asıl boyutunu ortaya koyuyor. Masada sadece ABD ve İran yok. Pakistan, Suudi Arabistan (KSA), Katar, Mısır, Umman ve BAE var. Bu karma yapı, Körfez İşbirliği Konseyi’nin (KİK) içindeki derin çatlakları yansıtıyor.

KSA ve BAE’nin katılımı, gönüllü bir barış arayışından çok, Washington’ın Riyad ve Abu Dabi üzerindeki ağır baskısının sonucudur. ABD, bu iki büyük oyuncuyu İran ile doğrudan temasa zorlayarak, vekalet savaşları maliyetini azaltmayı hedefliyor. Onlar, masadaki isteksiz gözlemcilerdir.

Öte yandan Katar ve Umman, uzun süredir Tahran ile Batı arasında köprü kurma rolünü üstlenmiş, geleneksel arabuluculardır. Onların varlığı, zirvenin teknik lojistiği ve güvenceleri açısından hayati önem taşıyor.

Pakistan’ın masadaki konumu ise stratejik bir derinlik katıyor. İran’ın nükleer kapasitesi ve bölgesel ağlarıyla birlikte düşünüldüğünde, Pakistan’ın dahil edilmesi, zirvenin sadece Körfez güvenliğiyle sınırlı kalmayıp, Güney Asya’nın istikrarını da kapsayacağını gösteriyor.

Washington’ın Temel Amacı Nedir?

Biden yönetimi için birincil hedef, küresel petrol akışını garanti altına almak ve Kızıldeniz’deki Husi saldırılarının yol açtığı tedarik zinciri kaosunu yönetilebilir bir seviyeye indirmektir. Bu zirve, İran’ın vekil güçleri üzerindeki kontrolünü diplomatik yollarla satın alma girişimidir.

İran ise, bölgedeki nüfuzunun tanınmasını istiyor. Tahran, zirveyi, yaptırımların kademeli olarak hafifletilmesi karşılığında bölgesel eylemlerini ‘rasyonelleştirme’ teklifi için bir zemin olarak kullanacaktır. İran’ın müzakere gücü, bizzat vekil ağlarının yarattığı istikrarsızlıktan beslenmektedir.

Eğer İstanbul masası, somut ve uygulanabilir taahhütler üretemezse, sonuçlar hızlı ve yıkıcı olacaktır. Bu zirvenin başarısızlığı, vekalet savaşlarının, özellikle Lübnan ve Yemen’de, hızla doğrudan çatışma seviyesine yükselmesinin önündeki son bariyeri kaldırabilir. Diplomasi, burada sadece bir seçenek değil, tek kaçış yoludur. GokaNews analistleri, masadaki tansiyonun diplomasi tarihinin en zorlu sınavlarından biri olacağını öngörüyor.