İstanbulun tarihi yarımadası, yüzeyindeki mimari karmaşanın hemen altında paha biçilemez bir kronoloji saklıyor. Roma, Bizans ve Osmanlı imparatorluklarının katman katman biriktiği bu eşsiz coğrafya, uzun süredir sadece bilim insanlarının değil, yasadışı zenginlik hayali kuranların da ana hedefi konumunda.

Fatih ilçesinin Cerrahpaşa semtinde ortaya çıkarılan son vaka, bu yasadışı arayışın ne kadar pervasızlaştığını ve tehlikeli bir boyuta ulaştığını net bir şekilde kanıtlıyor. Üçüncü derece arkeolojik sit alanı statüsündeki bir bölgede yer alan iki katlı ahşap bir evin zemini, üç kişi tarafından tam beş buçuk metre derinliğinde kazıldı.

Bu olayı sıradan bir asayiş haberi olarak okumak büyük bir yanılgı olur. Şehrin en yoğun yerleşim yerlerinden birinde, ahşap bir yapının temelinde bu derinlikte bir tünel açmak, her şeyden önce akılalmaz bir cesaret ve cehalet örneği sergiliyor.

Bu eylem sadece yeraltındaki tarihi dokuyu geri dönülemez biçimde yok etmekle kalmıyor, aynı zamanda üst yapının çökme riskini artırarak doğrudan insan hayatını tehdit eden bir mühendislik felaketine davetiye çıkarıyor.

Kaçak kazıların kırsal ve ıssız alanlardan çıkarak metropolün en kalabalık mahallelerine, hatta insanların kendi yaşam alanlarının içine sıçraması, definecilik kültürünün Türkiye çapında dönüştüğü karanlık boyutu gösteriyor.

Emniyet birimlerinin düzenlediği başarılı operasyon büyük bir tarih katliamını durdurmuş olsa da, olayın arka planı kültürel mirasın korunmasına yönelik yapısal sorunlarımızı yeniden gündeme getiriyor. Dünyanın en yoğun arkeolojik rezervlerinden biri olan Suriçi bölgesinde, kapalı kapılar ardında yürütülen bu tahribatın daha ne kadar devam ettiği büyük bir soru işareti.

Kültür ve tabiat varlıklarını koruma kanunları yasal bir zemin sunsa da, toplumun bilinçaltına yerleşmiş, kulaktan kulağa yayılan abartılı hazine efsaneleri cezai yaptırımların caydırıcılığını sıklıkla gölgeliyor. İnsanları şehrin göbeğinde haftalarca toprak kazmaya iten bu saplantılı motivasyon, kültürel miras bilincinin eksikliğinden besleniyor.

Burada asıl kaybedilenin altından veya maddi değeri olan herhangi bir objeden çok daha fazlası olduğunu anlamak şart. Arkeoloji biliminde nesnelerden çok bağlam ve katman ilişkisi önem taşır. Cahilce savrulan her kazma darbesi, toprağın katmanları arasındaki tarihi veriyi parçalayarak İstanbulun geçmişine ait sosyal ve ekonomik bilgileri sonsuza dek siliyor.

Cerrahpaşadaki o sıradan evin altında muhtemelen erken dönem bir Bizans sarnıcının izleri veya Roma dönemine ait bir yapı kalıntısı bulunuyordu. Bilimsel metotlardan uzak, tamamen tahripkar bir yöntemle yok edilen bu izler, İstanbulun eksik yazılmış tarihinin bir daha asla okunamayacak sayfaları anlamına geliyor.

Gelecek nesillere aktarılması gereken insanlık mirası, asılsız kentsel efsanelerin ve rant hırsının kurbanı olmaya devam ediyor. Bu sessiz yıkımın önüne geçebilmek için salt adli müdahalelerin ötesine geçilmeli, tarihi bölgelerde yapı denetimleri sıkılaştırılmalı ve toplumdaki hastalıklı definecilik algısı kökünden değiştirilmelidir.