İstanbul'da bir toplu taşıma aracında yaşananlar, üçüncü sayfa haberi olmanın çok ötesinde sosyolojik bir vaka analizi gerektiriyor. Köpeğiyle otobüse binen bir kadın, kendisine kural hatırlatan (köpeğin ağızlığı olmadığı için) yolculara karşı savunmaya geçmek yerine taarruzu seçti. Ancak kullandığı silah, fiziksel değil, hayali bir bürokratik kimlikti: "Ben savcıyım, polis benim emrimde."
Bu cümle, GokaNews analistlerine göre olayın kilit noktasıdır. Türkiye'de hukukun üstünlüğünden ziyade, "üstünlerin hukuku" algısının sokaktaki vatandaşa kadar nasıl sirayet ettiğini gösterir. Şüpheli Y.S., haklılığını kurallar üzerinden değil, iddia ettiği statü üzerinden kurmaya çalıştı. Karşısındaki vatandaşı sindirmek için "Polis benim emrimde" demek, devletin kolluk kuvvetini kişisel koruma kalkanı ve bir tehdit unsuru olarak görmenin tezahürüdür.
Olayın ironik ve bir o kadar da vahim olan kısmı, savcılık tarafından yapılan açıklamayla ortaya çıktı. Kendini yargının teminatı olarak tanıtan, vatandaşlara "Sen Türkiye'de barın bakalım" diyerek sürgün tehdidi savuran ve "yobaz" diyerek kültürel fay hatlarını kaşıyan bu şahsın, gerçekte bir hukukçu değil, suç kaydı kabarık bir 'sabıkalı' olduğu anlaşıldı.
Savcılık verilerine göre şüpheli Y.S., Adalet Meslek Yüksekokulu'ndan terk. Daha da önemlisi; hırsızlık, uyuşturucu madde bulundurmak ve kasten yaralama gibi suçlardan kaydı var. Yani "adalet dağıttığını" iddia eden kişi, aslında adalet sistemiyle defalarca şüpheli sıfatıyla tanışmış.
Bu vaka, toplumdaki "ünvan fetişizmini" gözler önüne seriyor. Bir tartışmada haklı çıkmak için mantıklı argümanlar sunmak yerine, "Sen benim kim olduğumu biliyor musun?" kartını oynamak, ne yazık ki geçer akçe haline gelmiş durumda. Şüphelinin rahat tavırları, "İnebilirsin hayatım" şeklindeki üstten bakışı, sahip olmadığı bir gücün sarhoşluğunu yaşadığını gösteriyor.
Adalet Bakanı Yılmaz Tunç'un "Hukukun üstünlüğünden taviz vermeyeceğiz" açıklaması yerinde olsa da, asıl sorulması gereken soru şudur: İnsanlar neden yalan söyleyerek savcı taklidi yapma cesaretini ve gereğini hissediyor? Cevap basit: Çünkü bu ülkede bir "titr" sahibi olmanın, kuralları çiğneme hakkı verdiğine dair yaygın (ve yanlış) bir inanç var.
Sonuç olarak Y.S. gözaltına alındı. Ancak geride, otobüsteki yolcuların maruz kaldığı o çiğ tehditler ve toplumsal kutuplaşmanın, en basit bir otobüs yolculuğunda bile nasıl patlamaya hazır bir bomba gibi beklediği gerçeği kaldı.