Trump yönetiminin zirve yaptığı dönemde dile getirilen bu beyanat, dönemin Washington’ının dış politika hedeflerinin basit bir zafer ilanından ibaretti. ABD, İran ve Venezuela yaptırımları üzerinden küresel enerji akışını yeniden şekillendirmeye çalışırken, müttefiklerinden Rus petrolünü kenara itmesini bekliyordu.
Ancak bu ‘durdurma’ kararı, hiçbir zaman kalıcı bir stratejik politika haline gelmedi. Bir ülkenin ulusal çıkarı, geçici bir diplomatik jestin ötesindedir. Hindistan, Çin’den sonra dünyanın en hızlı büyüyen büyük ekonomisi olarak enerji açlığını en ucuza gidermek zorundaydı.
Bu durum, Yeni Delhi'nin dış politikasının temel direği olan ‘stratejik otonomi’ ilkesinin bir yansımasıdır. Başbakan Narendra Modi liderliğindeki Hindistan, ABD ile derinleşen savunma ortaklığına rağmen, enerji güvenliği söz konusu olduğunda Batı'nın dayatmalarına direnme yeteneğini açıkça ortaya koydu.
Analiz: Tarihi Bir Yanılsama
Rusya’nın 2022’de Ukrayna’yı işgal etmesi sonrası Batı’nın uyguladığı eşi benzeri görülmemiş yaptırımlar, Hindistan’ın enerji haritasını kökten değiştirdi. Tarihi olarak Rusya’dan az miktarda petrol alan Hindistan, indirimli Urallar petrolünün küresel piyasayı doldurmasıyla anında alımlarını rekor seviyelere çıkardı.
Analistler, Hint rafinerilerinin Rus petrolünü varil başına ortalama 10 ila 25 dolar arasında değişen indirimlerle aldığını tahmin ediyor. Bu, 1,4 milyar nüfuslu bir ülke için enflasyonla mücadelede ve ulusal rekabet gücünü korumada kritik bir avantajdır.
Trump’ın bahsettiği dönemde Rus petrolünün Hindistan’ın toplam ithalatındaki payı yüzde 1’in altındaydı. Bugün ise bu oran yüzde 35-40 aralığında seyrederek Rusya'yı Hindistan'ın bir numaralı tedarikçisi konumuna taşıdı. Bu devasa yükseliş, Trump dönemindeki politikanın ne kadar kırılgan ve yüzeysel olduğunu kanıtlıyor.
Jeopolitik Çift Yönlü Oyun
Bu enerji alışverişinin jeopolitik sonuçları çok katmanlıdır. Birincisi, Hindistan, G7 ülkelerinin uyguladığı tavan fiyat mekanizmasını fiilen delebilen en büyük oyuncu haline geldi. Yeni Delhi’nin ticareti, Rusya’nın küresel finansal sistemden izole edilme çabalarını büyük ölçüde boşa çıkardı.
İkincisi, bu ticaret, BRICS ve Şanghay İşbirliği Örgütü gibi platformlarda Hindistan ile Rusya arasındaki bağları güçlendirerek ABD’nin Çin ve Rusya’ya karşı oluşturmak istediği küresel koalisyonun kenarlarını aşındırıyor.
Sonuç olarak, 2018-2019 dönemindeki ‘durdurma’ iddiası, sadece geçici bir diplomatik tavizdi. Gerçek stratejik otonomi, kriz anlarında kendini gösterir. Hindistan, enerji güvenliğini ABD’nin jeopolitik vektörlerine tabi kılmayı reddederek, Rusya’nın en büyük enerji müşterisi rolünü üstlenmiştir. Bu, küresel güç dengelerinin esneklik ve ulusal çıkar temeli üzerinde yeniden kalibre edildiğinin tartışılmaz kanıtıdır.