Türkiye ekonomisinin en büyük ikilemi net: Ya enflasyonla mücadele için faizleri feda et, ya da üretim ve istihdamı korumak için finansmanı açık tut.

Açıklanan 100 milyar TL’lik paket, bu ikileme getirilen pragmatik bir çözümdür. Sanayicinin yüksek faizler nedeniyle darboğaza girdiği, işletme sermayesi maliyetinin katlandığı bir dönemde, bu miktar doğrudan doğruya ‘kredi erişim krizine’ müdahale anlamına geliyor.

Paketin detayları, müdahalenin ne kadar kritik olduğunu gösteriyor. 6 ay anapara ödemesiz dönem, özellikle ihracatçıların uzun vadeli alacak tahsilat döngülerini ve mevsimsel hammadde stoklama ihtiyaçlarını rahatlatacaktır. Bu, sadece bir kredi değil, aynı zamanda operasyonel nakit akışı garantisidir.

En önemli nokta ise maliyet. Kredinin ‘piyasa koşullarının altında’ sunulması, fiili bir devlet sübvansiyonudur. Ticari kredilerin %50’yi aştığı bir ortamda, bu fonların maliyetinin ne kadar aşağıda konumlandığı, Hazine’nin ya da ilgili kamu bankalarının ne kadarlık bir risk veya maliyet üstlendiğini gösterir.

Analizimize göre, bu paket, TCMB’nin %50’lik politika faizini hiçe saymak yerine, yüksek maliyetli krediyi sadece imalat sektörü için ‘bypass’ etme girişimidir. Amaç, manşet faiz politikasının bütünlüğünü korurken, sistemik risk oluşturabilecek bir üretim daralmasını engellemektir.

İş dünyasından gelen ‘yerinde ve zamanında’ yorumları şaşırtıcı değil. Zira sanayicinin aylardır dile getirdiği en büyük sorun, sipariş defterlerinin doluluğuna rağmen finansman maliyetlerinin kârlılığı sıfırlamasıydı. Bu paket, en azından kısa ve orta vadede, kârlılık baskısını hafifletecektir.

Ancak, GokaNews olarak bu hamlenin uzun soluklu bir çözüm olmadığını vurgulamalıyız. 100 milyar TL’lik likidite desteği, sanayicinin yüksek enerji maliyetleri, nitelikli işgücü kaybı ve genel enflasyon baskısı gibi yapısal sorunlarını çözmüyor. Sadece, para politikası normalleşirken ayakta kalmaları için onlara zaman tanıyor.

Bu hamle, bir yandan sıkılaştırmanın devam edeceğini, diğer yandan ise Hükümetin stratejik sektörleri ne pahasına olursa olsun koruma iradesini ortaya koymaktadır. Önümüzdeki dönemde bu tarz sektörel ve hedefe yönelik finansman paketlerinin artması beklenmelidir; bu, yeni ekonomik yönetimin ‘ince ayar’ politikasının temel direği haline gelmiştir.