Türkiye ekonomisinin imalat haritasında Gaziantep, yalnızca bir sanayi merkezi değil, aynı zamanda bölgesel jeopolitiğe ve makroekonomik politikalara karşı bir direnç barometresidir. TİM verileri, kentin istikrarı koruduğunu gösterse de, dezenflasyon ortamının getirdiği zorlu rekabet, ihracat şampiyonlarının sınırlarını zorluyor.

Gaziantep Sanayi Odası (GSO) Başkanı Adnan Ünverdi’nin Ocak ayı ihracat rakamlarına ilişkin değerlendirmesi, manşetlerin ötesinde derin bir analizi gerektiriyor. Kent, 781.9 milyon dolarlık ihracat hacmiyle Türkiye genelinde en fazla ihracat yapan 6. il pozisyonunu korudu.

Bu veri, geleneksel olarak Güneydoğu Anadolu’nun tekstil, makine ve gıda sanayisinin ne denli sağlam temeller üzerine kurulu olduğunu bir kez daha kanıtlıyor. Ancak GokaNews için kritik soru şudur: Türkiye’nin en dinamik sanayi kümelerinden biri neden sürekli olarak 5. sıranın üzerine çıkmakta zorlanıyor?

Ünverdi’nin dezenflasyon sürecinden duyduğu 'umut artışı' söylemi, Merkez Bankası’nın faiz politikasının ihracatçı üzerindeki çifte baskısını örtbas ediyor. Dezenflasyon hedefi, sıkı para politikası ve yüksek faiz demektir. Yüksek faiz, işletme sermayesi maliyetini astronomik seviyelere çıkarır.

İhracatçı, hem küresel talep daralmasıyla mücadele etmek hem de içeride pahalılaşan finansmanla boğuşmak zorunda kalıyor. Ünverdi’nin ısrarla vurguladığı “destek şart” çağrısı, aslında bu maliyet makasının itirafıdır.

Gaziantep’in ihracat rakamları sadece ticari değil, jeopolitik de bir başarı hikayesidir. Kentin önemli pazarları olan Irak ve Suriye gibi riskli coğrafyalarda hacmi tutturmak, takdire şayandır. Fakat 6. sırada kalmak, artık sadece coğrafi riskten kaynaklanmıyor; endüstriyel dönüşüm hızının yavaş kaldığının sinyalidir.

Tekstil ve halı gibi geleneksel sektörlerde güçlü kalmak yeterli değil. Küresel rekabet endeksi, özellikle Çin ve Güneydoğu Asya üreticilerinin maliyet avantajıyla karşılaştırıldığında, Gaziantep’in katma değerli ürünlere geçiş hızını zorunlu kılıyor.

İstikrar programının bir yan etkisi olarak, kurun reel anlamda değerlenmesi, ihracatçıların kârlılığını dramatik şekilde sıkıştırıyor. $780 milyonluk bir hacim koruması, şu anda büyük oranda şirket marjlarının erimesi pahasına sağlanıyor olabilir. Bu sürdürülebilir bir model değildir.

Ekonomi yönetimi, bir yandan enflasyonu dize getirmeye çalışırken, diğer yandan ihracatın rekabet gücünü korumak zorundadır. Aksi takdirde, Gaziantep gibi motor illerin sadece 'hacim tutturma' başarısıyla yetinmek zorunda kalması, Türkiye’nin cari açık hedeflerini tehlikeye atacaktır.

GokaNews analizi, Gaziantep’in performansını istikrarlı ama kritik bir eşikte görüyor: Artık ihracatı desteklemek, ucuz kredi vermekten ziyade, girdi maliyetlerini düşüren ve teknolojik dönüşümü hızlandıran yapısal reformlar gerektiriyor.