Mart ayı dış ticaret verileri, Türkiye ekonomisinde uzun süredir halı altına süpürülen yapısal bir sorunu tüm çıplaklığıyla gün yüzüne çıkardı. İhracatın yüzde 6,4 azalarak 21,9 milyar dolara gerilemesi ve ithalatın yüzde 8,4 artışla 33,1 milyar dolara fırlaması, sadece dönemsel bir dalgalanma değil. Dış ticaret açığındaki yüzde 56,6 oranındaki sıçrama, mevcut üretim modelinin küresel gerçeklerle bağını tamamen kopardığını kanıtlıyor.
Piyasa aktörleri ve resmi çevreler ihracattaki bu erimeyi genellikle bayram tatilinin yarattığı iş günü kaybına bağlama eğiliminde. Ancak bu iyimser argüman, aynı dönemde ithalatın nasıl olup da ivme kazandığı gerçeği karşısında anında çöküyor. Tatil takvimi ihracat bantlarını durdururken ithalat kapılarını sonuna kadar açamaz. Burada karşımızda duran asıl makroekonomik mesele, içerideki tüketim iştahının dizginlenememesi ve dışarıdaki rekabet gücünün dramatik bir hızla aşınmasıdır.
Bu aşınmanın merkez üssünde ise Türkiye sanayisinin geleneksel taşıyıcı kolonları yer alıyor. Tekstil, hazır giyim ve konfeksiyon gibi emek yoğun sektörlerdeki daralmanın yüzde on barajını aşarak çift hanelere yerleşmesi, basit bir sipariş eksikliğinden ziyade topyekun bir pazar devridir. Yıllarca ucuz iş gücü, lojistik yakınlık ve kur avantajıyla küresel pazarlarda tutunan Türk üreticisi, bugün tarihin en zorlu stres testinden geçiyor.
Küresel tedarik zincirlerindeki yeniden yapılanma, Türkiye aleyhine işliyor. Asya merkezli rakipler maliyet avantajını acımasız bir silaha dönüştürüyor. Türkiye ise bir yandan yüksek enflasyonun zorunlu kıldığı maliyet artışlarıyla baş etmeye çalışırken, diğer yandan küresel pazarlarda fiyat tutturamamanın cezasını çekiyor. İşçilik maliyetlerinin döviz bazında geldiği sevieler, geleneksel sektörlerdeki üretim avantajını sıfırlamış durumda. Sipariş rotalarının hızla Uzak Doğu ve Kuzey Afrika ülkelerine kayması, bu maliyet krizinin en net yansımasıdır.
Bu sert veriler salt ekonomik birer istatistik olmanın çok ötesinde, yakın gelecekteki derin sosyolojik risklere işaret ediyor. Tekstil ve hazır giyim, Türkiye coğrafyasında istihdamın en geniş tabana yayıldığı, ağırlıklı olarak düşük vasıflı iş gücünün ekonomiye entegre olduğu alanlar. Bu sektörlerde kalıcı hale gelmeye başlayan daralma, fabrikaların kapanması ve kapasite kullanımlarının düşmesi anlamına geliyor. Bu tablo, önümüzdeki çeyreklerde işsizlik oranlarında yönetilmesi son derece güç dalgalanmalar yaratacaktır.
GokaNews olarak bu tabloyu, Türkiye ekonomisinin ucuz emekle büyüme devrinin kesin ve acımasız sonu olarak okuyoruz. Sadece bir ayda oluşan 11,2 milyar dolarlık devasa dış ticaret açığı, günübirlik para politikası müdahaleleriyle kapatılamaz. Türk sanayisi ya acilen yüksek teknolojiye dayalı, tasarım odaklı ve katma değerli üretim modeline geçişin stratejik adımlarını atacak ya da küresel ticaretteki konumunu kaybedecek. Karar anı çoktan geldi ve geçiyor.