Türkiye gıda pazarının kırk yıllık temel direklerinden Baktat Zeytincilik, artan finansal yüklerin altından kalkamayarak mahkeme kapısını çaldı. Şirket, borç yapılandırması amacıyla başvurduğu yasal süreçte üç aylık geçici mühlet kararı aldı.

Mahkemenin verdiği bu üç aylık nefes alma süresi, şirketin alacaklılara karşı korunmasını ve faaliyetlerini sürdürebilmesini sağlayacak. Ancak bu yasal kalkan, köklü firmanın karşı karşıya kaldığı derin ekonomik problemleri çözmekten ziyade, yalnızca bir zaman kazanma hamlesi niteliği taşıyor.

Kırk yıllık bir geçmişe sahip olan ve sayısız ekonomik dalgalanmayı atlatmayı başaran bir markanın bugün yasal koruma arama noktasına gelmesi, makroekonomik iklimin gıda üreticileri üzerindeki yıkıcı etkisini net bir biçimde gösteriyor. Artan enerji maliyetleri, tedarik zincirindeki kırılmalar ve enflasyonist baskılar, tarıma dayalı sanayinin bel kemiğini yavaş yavaş kırıyor.

Özellikle zeytincilik sektörü son yıllarda hem küresel iklim krizinin getirdiği verim kayıpları hem de işçilik ve tarımsal kimyasal gibi temel girdi maliyetlerindeki aşırı artışlarla boğuşuyor. Baktat gibi ölçek ekonomisinden faydalanması beklenen büyük oyuncuların bile sermaye erimesi yaşaması, daha küçük çaptaki üreticilerin çok daha ciddi bir tehlike altında olduğuna işaret ediyor.

Finansmana erişimin giderek zorlaştığı ve kredi maliyetlerinin tepe noktalara tırmandığı bir ortamda, tarım şirketlerinin işletme sermayesi ihtiyaçlarını karşılaması sürdürülemez bir hal aldı. Özkaynakları eriyen işletmeler, nakit akışındaki en ufak bir aksamada doğrudan hukuki koruma şemsiyesi altına sığınmak zorunda kalıyor.

Baktat Zeytincilik için başlayan bu üç aylık süreç, markanın pazardaki geleceğini belirleyecek kritik bir dönemeç olacak. Ancak asıl odaklanılması gereken nokta, bu iflas koruma talebinin Türkiye tarım ve gıda sanayisinde yaklaşan daha büyük bir dalganın erken uyarısı olmasıdır. Sektörel bazda yapısal reformlar ve hedefe yönelik destekler devreye alınmadığı takdirde, raflarda görmeye alışık olduğumuz daha birçok köklü markanın benzer bir hayatta kalma mücadelesine girmesi kaçınılmazdır.