Küresel ticaret, son yılların en karmaşık maliyet denklemlerinden biriyle karşı karşıya. ABD ile İran hattında giderek ısınan diplomatik ve askeri gerilim, sadece Orta Doğu coğrafyasını değil, dünyanın dört bir yanındaki lojistik ağlarını tehdit eden bir ekonomik baskı unsuru haline geldi. Özellikle İran’daki liman altyapılarına ve enerji nakil hatlarına yönelik olası saldırı riskleri, deniz taşımacılığının kalbi sayılan Hürmüz Boğazı ve çevresindeki güvenliği tehlikeye atarak piyasalarda domino etkisi yaratıyor.

Lojistik sektörünün üzerindeki ilk büyük baskı unsuru, enerji piyasalarındaki belirsizlikten kaynaklanıyor. Jeopolitik risklerin artmasıyla birlikte Brent petrol fiyatlarında yaşanan ani dalgalanmalar, deniz taşımacılığının en büyük maliyet kalemi olan gemi yakıtı (bunker) fiyatlarını doğrudan yukarı çekiyor. Enerji maliyetlerindeki bu artış, konteyner başına düşen taşıma ücretlerini katlayarak, nihai tüketiciye ulaşan ürünlerin fiyat etiketlerine yansıyor. Ancak kriz sadece yakıt maliyetleriyle sınırlı değil.

Sektörü asıl zorlayan faktörlerden biri de 'Savaş Riski Sigortası' (War Risk Premium) primlerindeki dramatik artışlar. Uluslararası sigorta piyasaları ve P&I kulüpleri, Basra Körfezi ve çevresini 'yüksek riskli bölge' olarak sınıflandırma eğiliminde. Bu bölgelerden geçen veya bu bölgelere uğrayan gemiler için talep edilen ek sigorta primleri, armatörlerin operasyonel maliyetlerini katlanarak artırıyor. Gemi sahipleri, gemi gövde ve makine sigortalarına eklenen bu yüksek primleri navlun fiyatlarına yansıtmak zorunda kalıyor, bu da küresel ticarette navlun endekslerinin yukarı yönlü hareket etmesine neden oluyor.

Bu küresel sarsıntı, Asya ile Avrupa arasında kritik bir lojistik köprü vazifesi gören Türkiye'yi de yakından ilgilendiriyor. Türkiye’nin lojistik sektörü, hem artan petrol fiyatları hem de yükselen navlun bedelleri nedeniyle çift yönlü bir baskı altında. İthalat maliyetlerinin artması iç piyasada enflasyonu körüklerken, ihracatçılar da rekabetçi fiyatlar sunmakta zorlanıyor. Türk lojistik firmaları, artan maliyetleri yönetmek ve tedarik zincirinin sürekliliğini sağlamak adına alternatif rotalar ve stratejiler geliştirmeye çalışsa da, küresel belirsizlik ortamı uzun vadeli planlamayı zorlaştırıyor.

Sonuç olarak, jeopolitik gerilimlerin yarattığı bu 'kusursuz fırtına', sadece petrol şirketlerini veya armatörleri değil, global ekonominin tüm aktörlerini etkiliyor. Uzmanlar, tansiyonun düşmemesi halinde navlun ve sigorta maliyetlerindeki artışın kalıcı hale gelebileceği ve bunun küresel resesyon riskini besleyebileceği konusunda uyarıda bulunuyor.