Türkiye otomotiv pazarı, bir süredir alışılmadık bir dinamikle ilerliyor: Bir yandan alım gücü erirken, diğer yandan enflasyondan korunma güdüsüyle tetiklenen talep, satış hacmini yukarı çekiyor.
Bozkurt’un ‘koşulların aynı kalması halinde yeni bir rekor gelebilir’ tespiti, mevcut durumu özetliyor. Ancak GokaNews analizi, bu koşulların ne kadar kırılgan olduğuna odaklanıyor.
2024’ün yüksek hacimli seyri, büyük ölçüde ertelenmiş talep ve yılın ilerleyen dönemlerinde beklenen ÖTV (Özel Tüketim Vergisi) veya kredi kısıtlamalarına karşı yapılan önden alımların eseridir. Bu bir pazar canlılığı değil, bir 'fiyat artışı öncesi hücum' reaksiyonudur.
2026 Ufku: Vergi ve Jeopolitik Baskı
Bozkurt’un asıl kritik tespiti, 2026’ya ilişkin belirsizlikler ve bu belirsizliği tetikleyen iki ana faktördür: Vergi politikaları ve ‘Made in Europe’ kararı.
Türkiye’de vergi politikaları, geleneksel olarak pazarın en büyük dengeleyicisidir. ÖTV matrahlarında yapılacak en ufak bir ayarlama veya kademeli artış senaryosu, satış hacimlerini anında baskılayabilir. Hükümetin bütçe açığını yönetme baskısı arttıkça, otomotiv üzerinden alınan vergilerin artırılması riski de yükseliyor. Bu durum, 2026 sonrası için distribütörlerin uzun vadeli planlamasını felç ediyor.
‘Made in Europe’ Kodu ve Çin Kartı
İkinci ve çok daha karmaşık değişken ise ‘Made in Europe’ kararıdır. Bu, sadece AB üretimi araçlara yönelik olası teşvikleri değil, aynı zamanda AB’nin üçüncü ülkelerden, özellikle de Çin’den gelen elektrikli araç (EV) ithalatına karşı uygulayacağı korumacı tarifeleri işaret ediyor.
Türkiye, otomotiv tedarik zincirinde stratejik bir konumda. AB’nin alacağı korumacı her karar, Türkiye pazarındaki model çeşitliliğini, ithalat maliyetlerini ve buna bağlı olarak fiyat etiketlerini kökten değiştirecektir. Eğer AB, Çin menşeli araçlara ağır tarifeler uygularsa, Türkiye pazarındaki rekabet dengesi tamamen bozulabilir, zira Çinli markalar son yıllarda büyük bir ivme kazanmıştır.
ODMD, bu açıklamayla sadece bir satış tahmini yapmakla kalmıyor; Ankara’ya ve Brüksel’e net bir sinyal gönderiyor: Pazarın geleceği, ekonomik gerçekler yerine siyasi kararlara rehin bırakılmıştır. Sektör, 2024’te rekor kırsa bile, bu rekorun bedelini 2026’da artan belirsizlik ve daralma ile ödeyebilir. Bu, basit bir büyüme hikayesi değil, Türkiye otomotivinin yeni normalini belirleyecek bir ‘Politika Riski’ analizi olmalıdır.