Bakan Bolat’ın işaret ettiği 2026 hedefi ($10 milyar) ve uzun vadeli $30 milyar vizyonu, ikili ticaretin son beş yılda yaşadığı dramatik düşüş göz önüne alındığında oldukça iddialı. Hatırlanmalıdır ki, siyasi gerilimin zirve yaptığı dönemde, özellikle 2020-2022 arasında, Türk mallarına yönelik resmi olmayan boykotlar nedeniyle ticaret hacmi 3 milyar dolar seviyesinin altına inmişti. Bu nedenle, 10 milyar dolarlık hedef, ticareti sadece eski seviyesine döndürme değil, aynı zamanda hızla üçe katlama taahhüdüdür.

Bu toparlanmanın lokomotifi ise sadece standart mal alışverişi olmayacak. Ticaret rakamlarının büyümesi, iki ülkenin stratejik ortaklığa yöneldiğini kanıtlayan Yüksek Düzeyli Stratejik Konsey mekanizmasıyla destekleniyor.

Esas sıçrama noktası savunma ve havacılık sektörlerinde yaşanıyor. Geçtiğimiz yıl imzalanan ve büyük ilgi gören savunma anlaşmaları, Suudi Arabistan'ın 'Vizyon 2030' kapsamında yerlileştirme ve teknoloji transferi arayışıyla tam olarak örtüşüyor. Riyad’ın Türk İHA/SİHA teknolojisine gösterdiği ilgi, klasik inşaat ve perakende ihracatının ötesine geçen, yüksek katma değerli bir ticaret akışının kapısını açtı. Bu, ticaret ilişkisinin niteliğini kökten değiştiren bir hamledir.

Öte yandan, $30 milyarlık uzun vadeli hedef, Türkiye'nin Suudi Arabistan'ın mega projelerine (NEOM, Kızıl Deniz Projesi vb.) aktif katılımını şart koşuyor. Türk inşaat şirketlerinin Körfez’deki tecrübesi kilit rolde, ancak sermaye akışının iki yönlü ve sürdürülebilir olması gerekiyor. Bu da, Suudi sermayesinin Türkiye'deki enerji (özellikle yenilenebilir enerji) ve teknoloji yatırımlarına daha agresif girmesi anlamına geliyor.

GokaNews analizi, bu hedeflere ulaşılabilmesi için bürokratik engellerin ve vize sorunlarının tamamen ortadan kalkması gerektiğini gösteriyor. Diplomatik barış, ancak serbest sermaye ve mal dolaşımıyla kalıcı ekonomik barışa dönüşebilir. Aksi takdirde, $10 milyarlık hedef, siyasi iradenin getirdiği geçici bir yükselişten ibaret kalma riski taşıyor.