Psikolog Gündüz Vassaf ve tarihçi Yuval Noah Harari'nin ‘Dayanıklılık’ başlığı altında bir araya gelmesi, basit bir panelin ötesinde, modern dünyanın temel varsayımlarına meydan okuyan bir zihin fırtınasıydı. Tartışmanın merkezindeki metafor, soyut bilgi ile somut beceri arasındaki kopuşu acı bir şekilde gözler önüne seriyor.
ANALİZ: Mesele, kelimenin tam anlamıyla matematik ve peynir değil. Matematik, mevcut küresel sistemin ödüllendirdiği soyut, analitik ve dijital yetkinlikleri temsil ediyor. Peynir ise, sistem çöktüğünde veya sekteye uğradığında aniden hayati önem kazanan somut, yerel ve komünal becerilerin sembolü. Bu ikilem, medeniyetimizin ne kadar kırılgan bir temel üzerine inşa edildiğinin altını çiziyor.
Harari'nin perspektifinden bakıldığında, bu tartışma medeniyetin kırılganlığına dair bir uyarı niteliği taşıyor. On yıllardır inşa ettiğimiz küresel tedarik zincirleri, dijital altyapılar ve finansal sistemler, beklenmedik bir krizle sarsıldığında ne işe yarayacak? Tedarik zincirlerinin koptuğu, enerjinin kesintiye uğradığı bir dünyada, bir Python kod satırı karın doyurmaz. İşte bu noktada peynir yapabilmek, yani kendi kendine yetebilirlik ve temel üretim bilgisi, en değerli sermayeye dönüşür.
Vassaf'ın psikolojik merceği ise konuyu daha derine, insanın anlam arayışına taşıyor. Peynir yapmak, sadece bir gıda üretimi değil; bir topluluğa ait olma, nesiller arası bilgi aktarımı ve dijital soyutlamadan kaçıp toprağa dokunma eylemidir. Pandemi sırasında ekmek yapımının neden küresel bir fenomene dönüştüğünü hatırlayın. Bu, sadece bir hobi değil, aynı zamanda kontrolü kaybetme hissine karşı somut bir üretimle cevap verme ve sosyal bağları güçlendirme arzusuydu.
Sonuçta, bu ikilem 'ya o ya bu' demek değil. Asıl mesaj, tek yönlü bir yetenek setine yaptığımız tehlikeli yatırımda yatıyor. Sadece algoritmalara, veri analizine ve soyut problemlere odaklanarak, insan olmanın temelini oluşturan el becerilerini, sosyal bağları ve pratik bilgiyi tehlikeli bir şekilde unuttuk. Harari ve Vassaf'ın uyarısı net: Yetenek portföyümüzü çeşitlendirmezsek, bir sonraki büyük krizde elimizde sadece işe yaramaz denklemler kalabilir.
Belki de geleceğin en değerli 'unicorn'ları, milyar dolarlık start-up'lar değil, komşusuna ekmek yapmayı öğretenler olacaktır.