Haftanın yeni müzikleri: JPEGMAFIA, Marisa Anderson, Future Islands, Bill Orcutt & Mabe Fratti, Aja Monet, Party Dozen, BIG|BRAVE, feeble little horse ve dahası. Adı üstüne deneysel rapçi ve kendine özgü müzik insanı Barrington Hendricks’in iki yıl önceki uzunçaları I Lay Down My Life For You ve Flume’la çıkardığı We Live In A Society EP ardından buyurduğu altıncı stüdyo albümü. Yine birbirinden bambaşka etkileri birbirine kusursuzca ama daima amaçladığı biçimde fark ettirerek harmanlayan JPEGMAFIA, tam akustiğe alışırken veya “Bu sefer ruhani mi takılıyoruz acaba…” derken ya bası patlatıyor ya jilet gibi bir gitar solosu veriyor ya da beton kıvamında bir endüstriyel aranjman patlatabiliyor aniden. Alex Goldblatt, Buzzy Lee, Billy Ray Schlag ve uzun soluklu ortağı DatPiffMafia’nın da katkılarını içeren albümde, trap ve karakteristiklerini alternatif rock, R&B, grunge, hatta gospel ve heavy metal gibi türlere yedirirken “aşk vs para”, “para vs ruh”, “ün vs sonrası” tipi temaları bazen politik referanslar eşliğinde, bazen de başka âşıklarla atışarak işleyen JPEGMAFIA, öngörülemezliğinden zerre yitirmemiş bir hâlde karşımızda.

Kanadalı ekibin yeni teklisi aynı zamanda pişmekte olan albümlerinin ismini taşıyormuş. Jeremy Gaudet’nin konuşmak ve şarkı söylemek arasında gidip gelen vokal icrası, biraz video oyunları anımsatan bir synth melodisi ve nakaratta ağır olmaktan çekinmeyen bir düzenlemeyle tamamlanıyor. Bu yeni kayıtla parçanın ismiyle müsemma bir patlama bekliyor sanki Kanadalı dörtlüyü. İki müzisyen arasındaki 30 yaş farkı önemli midir?

Konu müzik olunca yaş konusu abes tabii ki. ABD menşeli doğaçlama gitarcılığın usta isimlerinden 64 yaşındaki Bill Orcutt ile Guatemalalı 34 yaşındaki çellocu Mabe Fratti’nin uyumu harika. Orcutt’ın kalabalık ama tutarlı gitarlarına Fratti’nin çellosunu farklı efektlerle süsleyerek yaptığı altlık gayet homojen bir sound yaratıyor. Fratti’nin birkaç şarkıdaki vokali de gayet güzel.

Yılın en güzel ortaklıklarından ve enstrümantal işlerinden biri. Güneşli havalarla beraber kafanızı boşaltmak için birebir. Angels in America kendini “açıklaması zor bir grup” olarak tanımlıyor. Tuhaf, baştan çıkarıcı, hasarlı ve sürekli dağılmanın eşiğinde duran yapılarıyla; şiirsel sayıklamaları andıran sözlerinden bahsetmek, onları tarif etmeye yaklaşmanın yollarından biri olabilir.

Tüm bu hissin son örneği ise Asphalt Green. Daha ilk ânından itibaren enteresan bir şeye tanıklık edeceğinizi hissettiren albüm; yer yer ambient dokular ve araya sızan ses parçalarıyla huzursuz bir alan açarken, başka anlarda melodik zenginliğiyle beklenmedik ölçüde parlak bir hâl alabiliyor. Sert gitar tonları ya da bozuk elektronik seslerin ansızın denkleme girmesi ise albümün sürekli biçim değiştiren karakterinin parçaları. Grup ve albüm hakkında neredeyse hiçbir şey paylaşılmadan ortaya bırakılmış bir kayıt için, Asphalt Green’in bu kadar keskin bir duygu ve zihinsel görüntü yaratabilmesi albümün asıl büyüsü.

Saksafoncu Kirstie Tickle ve davulcu Jonathan Boulet’den oluşan noise rock ikilisinin kulakları diken, tüyleri ise diken diken eden yeni teklisi. İkinci albüm Crime In Australia (2024) ve geçen yılki çifte teklileri “Mad Rooter / Ghost Rider”ı takip eden parçada Tickle’ın filtrelenmiş saksafon çığlıkları megafon efektli vokaliyle eşit yükseklikte gaz veriyor. Boulet’nin ekonomik ama dediğim-dedik davul atakları ve garage tadı veren gitar riffleri parçanın atmosferini ustalıkla çerçevelendiriyor. İkisini devriyeye birer muz donanarak çıkan iki polis kılığında gözlemlemek isterseniz sizi tam şöyle alalım. Bu yazın merakla beklediğimiz kayıtlarından olan yeni Mary in the Junkyard albümü 3 Temmuz’a tarihlendi.

Üçlünün yeni teklisi “New Muscles” ilk seferde alçakgönüllü bir alternatif rock numarası gibi duyulsa da aslında katmanlarını soydukça ilginçleşiyor. Parçaya yeni bir hava katan perküsyonları, Clari Freeman-Taylor’ın şahsına münhasır sessiz vokalleri, romantik armoniler ve parçanın ikinci yarısında çoğalan yaylı molalarıyla dinleyenin kanına karışıyor “New Muscles”. Sözlerde ise “uzun zamandır köşemde dinleniyordum ama artık güçlüyüm ve savaşmaya hazırım” diyor grup. Grubun viyolacı ve basçısı Saya Barbaglia’nın bir yıl, Freeman-Taylor’ın ise bir ay boyunca Muay Thai öğrendikten sonra gerçekten bir münakaşaya girdikleri klibi burada bulabilirsiniz. Glitch-folk’un bugünkü görünümünde, feeble little horse’un 2023 tarihli Girl with Fish albümünün payı büyük.

O albümden beri sessiz kalan ve yeni kayıtlarını ağırdan alan grup, beklentiyi giderek büyüten sürecin ardından bitknot’u bir anda yayımladı. 11 şarkı ve 25 dakikalık kısa süresine rağmen albüm, oldukça yoğun ve katmanlı bir dünya kuruyor. Grup hâlâ kısa ve vurucu şarkıların alanında dolaşıyor; parçalar uzayıp gitmek yerine fikirlerini hızlıca ortaya koyup yön değiştiriyor. Ama bu aceleci yapı, bitknot’un kurnaz dilini ve oyunbaz tarafını daha da görünür kılmış.

Albüm, her sıçrayışta yön değiştiren bir top gibi sürekli yeni bir fikre çarparak ilerlerken dağılmak yerine enerjisini tam da bu hareketlilikten topluyor. Simar Şans’ın ilk orta metrajı Uyuyup Uyanınca’nın soundtrack’i. Filmin müzik dünyasını kuran isim ve senaryo ekibinde de yer alan Erim Yararbaş, ybaj147 adıyla yayımladığı koleksiyondan “her gün herkes her şey”i geçtiğimiz haftalarda tekli olarak paylaşmıştı. Altı parçalık EP, filmde dolaşan sesleri başka bir forma sokuyor; bazen filmin duygusunu genişletiyor, bazen de ondan tamamen kopup kendi başına hareket ediyor.

Synth yoğunluklu yapılar ve neredeyse tamamen silik ritmik öğeler, parçaları belirli bir yere varmaktan ziyade bir akış hâlinde tutuyor. Hem filmin hem de albümün kapanışında yer alan “her gün herkes her şey” ise Murat Kılıkçıer’in vokalleriyle bu hisleri alıp eğip büküyor, –Uyuyup Uyanınca’nın da bıraktığı his gibi- onunla oynayıp sonunda yine başladığı noktaya sanki hiçbir şey değişmemiş gibi geri bırakıyor. Ruido Tovar kulağa kimi anlarda eski bir sahil kasabası düğünü gibi geliyor. Kimi anlarda ise o düğünde elektrik sisteminin kısa devre yaptığına tanık oluyoruz.

Camilo Lara’nın Mexican Institute of Sound’u zaten yıllardır sample’ları ve kültürel hafızayı kesip biçen bir proje. Meridian Brothers ise tropikal müziği neredeyse sürrealist bir seviyeye taşıyor. İki parçada Beck’in de partiye katıldığı Ruido Tovar, yalnızca bir haftalık stüdyo sürecinin çıktısı ve albümün hafif kontrolden çıkmış enerjisi bu bilgiyle birlikte daha da anlamlı oluyor. Britanyalı müzisyen Martin Jenkins’in elektronik projesinin 19 Haziran’a randevu verdiği yeni albümü More Songs About The Sun’dan ikinci tekli de elimize geçti.

Erken dönem Underworld referansı verebileceğimiz altyapının üzerine İskoç yazar Ian Rankin’in karamsar damardan spoken-word performansından oluşuyor şarkı. 90’lar ruhu kolaylıkla hissedilirken günümüzün gergin atmosferine de yakışıyor. Ritimlere ve elektronik dokunuşlara hassaslıkla yaklaşılmış. Kaliteli ve anlamlı bir albüm bizi bekliyor.

yılını kutlamak için alışık olduğumuz bir “best of” albümündense tam tersi yöne gitmiş. Bu kocaman albüm, grubun seneler içinde resmî olarak yayımlanmamış besteleri, bazı B-side güzellikleri ve nadiren canlı çaldıkları parçalardan ibaret bir retrospektif. 2000’ler synth-pop’unun öncülerinden olan grubun kariyerinde geride bıraktığı her sene için bir şarkı barındıran albümde Future Islands’ın yenilikçi ve cesur yaklaşımı hikâyeleştiriyor. Doom metal grubu BIG|BRAVE’in önceki albümlerinde — özellikle nature morte ve A Chaos of Flowers — sessizlik ve minimalizm önemliydi.

12 Haziran’da yayımlanacak in grief or in hope adlı yeni albümden dinlemeye açılan bu parçada da grup, o minimalizmi bırakmıyor ama daha saldırgan bir formda kullanıyor. Hatta işin içine ilk kez autotune da giriyor. Gitarist Mathieu Ball, sahnede çala çala şekillenen bir akor progresyonunu albüm için yeni bir parçaya dönüştürme motivasyonuyla ortaya çıkan “an uttering of antipathy”nin favorilerinden biri olduğunu dile getirmiş. Portlandlı gitarist Marisa Anderson, 20 yıldır American primitive gitar geleneğine kaliteli katkılarda bulunmuş bir isim.

Son dönemde Jim White, William Tyler gibi önemli isimlerle de ortak çalışmalarını severek dinlemiştik. Yeni albümü, efsane arşivci Harry Smith’in sandıklarından çıkma, ABD sınırlarını aşan, özellikle ABD’nin savaş ve gerilim yaşadığı coğrafyaların müziklerinin yorumlarını içermekte. Afganistan’dan Yemen’e, Vietnam’dan Suriye’ye; onun için uzak diyarların kültürüne ve seslerine kendi tarafından bakmakta. Kalabalık ve yoğun doğaçlama yerine az melodiyle çok şey anlatmayı tercih etmiş Anderson ve bu da kesinlikle doğru bir tavır.

Gisela Rodríguez Fernández’in kemanının da albüme desteğini önemini pas geçmeyelim. Sweeping Promises’in geçmişten çıkıp gelmiş gibi duran yeni teklisi “Shooting Shadows”, grubun üçüncü albümü You Say I Romanticize’ın habercisi niteliğinde. İkilinin alametifarikası hâline gelen bu hissin arkasında; Lira Mondal ve Caufield Schnug’un basit, analog yöntemlerle kurduğu kayıt anlayışı kadar Mondal’ın sesi ve sözlerinin 90’lardan sızıp gelmiş gibi duran tonu da var. Yeni albümü davulcuları Spenser Gralla’nın da katılımıyla tamamen canlı kaydeden grup, bu enerjinin kaosunu ve eğlencesini kayıda taşımış.

Albümün kalanı ise 14 Ağustos’ta yayında. Thomas Dollbaum’un iniş çıkışlı vokal tonları ve folk rock tınılarıyla geçmişe dair hüzünlü haberleri, arada kalmış cevapları, tüm bunların yanı sıra Florida ormanlarındaki yolculuklarda dünya güzelliklerini ve umudu bulmaya oynadığı Birds of Paradise, acılı bir albüm, evet. Yine de tüm itirafların, sorgulamaların yanında kabul etmeyi ve gökyüzüne bakma ihtiyacını da hatırlatıyor. Yani bu koleksiyon maviler içerisinde bir yandan güneye doğru kuşlarla birlikte özgürce uçarken bir yandan konduğu dalları da kırarak devam ediyor.

20 yıldan uzun süredir, 1992’de 40 yaşında aramızdan ayrılan Arthur Russell’ın müziklerini bizlerle buluşturan Audika Records, vizyoner müzisyenin ilk olarak 2007’de yayımlanan pop, country ve folk ağırlıklı toplamasını, yeni ele geçen teyplerinde yardımıyla ve remaster hâliyle tekrar dolaşıma sokuyor. Böylelikle de müzisyenin 75. doğum gününü de kutluyor. Daha önce duyulmamış iki şarkımız da var.

Russell’ın 1973-1991 arası kaydettiği şarkılar sekiz saatlik bir materyalden elenerek önümüze geliyor. Son derece özgün ve yetenekli bir şarkı yazarı olan Russell’dan hâlâ yeni müzikler duymak büyük keyif. Hayranlarını mutlu edecek, yeni tanışanları da ihya edecek bir toplama. Geçtiğimiz yıl çıkardığı If You Asked For A Picture’ın ardından asi tonlarda gezinen, “dostluk ve ihanet, bir ilişkiye sıkışıp kalmak” hakkındaki yeni parçası “Heart Has To Work So Hard” ile yeniden aramızda Blondshell.

“Sen etrafımdayken kalbim çok çalışmak zorunda kalıyor” diyerek grunge seslerin beraberinde getirdiği iç döküşlerini puslu havayla buluşturuyor. İki kadın arasındaki inişli çıkışlı dostluğun acılı bir o kadar da sarıp sarmalayan hikâyesiyle etkileyici teklinin, Yves Rothman yaratımı video klibi ise buradan izlenebilir. “Kalbine ne dokunuyorsa, söz ver, umut et. Cehennemin içinden geçse bile onunla birlikte yürü; koru, kolla.” Müziğin bir arada olmakla, harekete geçmekle ve zihinsel birliktelik yaratmakla ne ilgisi var? Aktivist Aja Monet, kolektifliğin erozyona uğradığı; giderek yükselen bireyselcilik, korku ve denetim rejimi içinde aşındırılan hissetme becerimize karşı bir hareket öneriyor.

Şiir, caz, soul ve blues’un etkisindeki the color of rain, şirketleri ve mevcut sistemi hedef alırken; içsel sorgulamalarını ve tanık olduklarını bir bir ortaya döküyor. Canlı enstrümantasyonuyla duyguları ve bilinci harekete geçiren albüm, birlikte yaşamak, hayal etmek ve eylemek için fısıldıyor. Portland, Oregon çıkışlı ambient ikilisi Spencer Doran ve Ryan Carlile’ın üçüncü uzunçaları, onların tabiriyle bir “belirme ve yanılsama işi”. Son stüdyo albümleri Reassemblage’a (2017) kıyasla hangi parçanın başlayıp, hangisinin bittiği o kadar da anlaşılmayan, bu bakımdan kendi içinde bir akış hâli olan Paradessence; pastoral olduğu kadar gerçeküstü bir doğa temsili. Karanlık bir gecenin kenarından köşesinden parıldayan notalar kimi zaman kendilerince, kimi zaman da süzgecinden geçtikleri modüllerle var olarak bir büyük boşluğu dolduruyor.

Componium Ensemble, Félicia Atkinson, Ioana Şelaru, Motion Graphics ve FRKWYS Vol. 15: Serenitatem’de de (2019) birlikte çalıştıkları Yoshio Ojima – Satsuki Shibano ikilisinin katkılarıyla çeşitlenen iş geniş olduğu kadar narin bir dinleme deneyimi sunuyor. 4 Ocak 2025 günü 84 yaşında aramızdan ayrılan New Yorklu ressam ve müzisyen / besteci Ed Askew’un son çalışması The Final Painting 31 Temmuz’da yayımlanıyor. Kolekisyonun ilk teklisinde Askew’a, onunla daha önce çalışmış olan Sharon Von Etten eşlik etmekte. Gitarlarda da William Tyler var.

Müzik yayımlama kariyeri özellikle son 20 yılda hareketlenen Askew’un dokunaklı ve görmüş geçirmiş vokali şarkıyı taşıyan unsur. Sallantılı ritim ve Tyler’ın gitarı ise şarkıya özgünlüğünü katmakta. Askew’un çizimlerinden oluşan videosunu da önerelim, dokunaklı bir albüme hazır olalım.