Sağlık Bakanlığı'nın Türkiye Geleneksel ve Tamamlayıcı Tıp Enstitüsü'nü (TÜGET) kurması, basit bir idari düzenlemenin çok ötesinde bir anlam taşıyor. Devlet, binlerce yıldır halk arasında uygulanan, bilimsel geçerliliği tartışmalı ancak kültürel kökleri derin olan bir alanı resmen sahipleniyor. Bu, geleneksel tıbbın "devletleşmesi" ve kontrol altına alınmasıdır.
Bu yeni yapının temel amacı ikili bir stratejiye dayanıyor: standardizasyon ve ticarileştirme. Yıllardır "merdivenaltı" olarak tabir edilen, denetimsiz ve potansiyel olarak tehlikeli bir pazarı regüle etme çabası açık. Sertifikasyon, eğitim ve standart belirleme yetkileriyle TÜGET, bu alandaki otorite boşluğunu doldurmayı hedefliyor. Artık kimin "resmi" şifacı, kimin "sahte" olduğunu devlet belirleyecek.
Analiz: Bu hamlenin ardındaki asıl motivasyon, sağlık politikalarından çok ekonomik bir vizyonu yansıtıyor. "Geliştirilen ürünleri ticari değere dönüştürme" yetkisi, projenin özünü ortaya koyuyor. Hacamat setleri, bitkisel karışımlar, sülük çiftlikleri... Türkiye, bu kadim mirası ulusal ve uluslararası pazarda markalaştırarak yeni bir ekonomik sektör yaratma potansiyelini görüyor. Bu, kültürel sermayenin endüstriyel bir ürüne dönüştürülme operasyonudur.
Ancak en kritik soru yanıtsız kalıyor: Bilimsel kanıt nerede duracak? Enstitünün Ar-Ge çalışmaları, bu yöntemlerin etkinliğini modern tıbbın katı ispat standartlarıyla mı ölçecek, yoksa mevcut inançları meşrulaştıran bir mekanizmaya mı dönüşecek? Bu ikilem, TÜGET'in gelecekteki saygınlığını ve modern tıp ile olan ilişkisini belirleyecek en temel faktördür.
Sonuç olarak, şifa arayışındaki vatandaş için bu durum bir güvence sunabilirken, aynı zamanda geleneksel pratiklerin otantikliğini ve ruhunu kaybetme riskini de beraberinde getiriyor. Devlet eliyle yaratılan bu yeni ve düzenlenmiş pazar, geleneksel tıbbı daha güvenli kılabilir; ancak onu ruhundan arındırılmış, endüstriyel bir hizmete de indirgeyebilir. Oyunun kuralları yeniden yazılıyor.