Siyasetin doğasında söylem ve eylem arasındaki makas her zaman açıktır; ancak Türkiye’de bu makas artık kapanmaz bir yarığa dönüşmüş durumda. TBMM Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu'nun hazırladığı ve kağıt üzerinde son derece kapsayıcı görünen rapor, ülkenin ana muhalefetinin en güçlü figürlerinden biri, İstanbul’un seçilmiş başkanı ve cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu parmaklıklar ardındayken yayınlandı.
İşte tam bu noktada, Dilek Kaya İmamoğlu’nun çıkışı, klasik bir basın açıklamasının ötesine geçerek bir manifesto niteliği kazanıyor. İmamoğlu, iktidara ve yargı mekanizmasına seslenirken aslında çok basit bir soru soruyor: Hazırladığınız raporlara kendiniz inanıyor musunuz?
Bu durum GokaNews olarak bizim için basit bir 'açıklama-cevap' haberi değildir. Bu, Türk siyasetindeki 'kurumsal şizofreninin' en net fotoğrafıdır. Bir yanda Meclis komisyonlarında 'demokrasi, kardeşlik, dayanışma' kelimeleriyle süslü raporlar hazırlanıyor, diğer yanda ise halkın iradesiyle seçilmiş ve yarışın en iddialı adaylarından biri 'görevden uzaklaştırılarak' cezaevinde tutuluyor. Bu tablo, siyaset bilimi literatüründe ancak 'siyasi oksimoron' olarak tanımlanabilir.
Dilek Kaya İmamoğlu’nun, raporun 'kağıt üstünde kalmaması' yönündeki uyarısı, aslında iktidar kanadına sunulmuş bir samimiyet testidir. Eğer devletin en üst yasama organı bir demokrasi vizyonu çiziyorsa, bunun ilk adımı, siyasi rekabetin yargı sopasıyla dizayn edilmesini engellemektir. Eşinin derhal serbest bırakılmasını talep etmesi, hukuki bir haktan ziyade, yaklaşan seçimlerin meşruiyet zeminini koruma çabasıdır.
Analizimiz şudur ki; yargının siyasallaşması tartışmalarının gölgesinde, bu tür komisyon raporları, sahadaki sert gerçekliği (Realpolitik) maskelemek için kullanılan birer 'halkla ilişkiler' materyali olma riski taşıyor. Ekrem İmamoğlu'nun tutukluluğu devam ettiği sürece, Ankara'da hazırlanan hiçbir demokrasi raporu inandırıcı olamaz.
Bir cumhurbaşkanı adayının tutuklu olması, sadece o adayı veya partisini değil, sandığın namusunu ilgilendirir. Dilek Kaya İmamoğlu, yaptığı bu çıkışla topu iktidarın sahasına atmıştır. Şimdi gözler, 'demokrasi' kelimesini raporlarına yazanların, bu kelimenin hakkını verip vermeyeceğinde. Unutulmamalıdır ki; demokrasilerde meşruiyet raporlarla değil, sandıkla ve hukukun üstünlüğüyle sağlanır.