Pazar günü gerçekleşen ve 24 yaralı bırakan otobüs faciasının ardından, yaşamını yitiren şoför İzzet Karaağaç Kütahya’da defnedildi. Bu acı tablo, otobüsün teknik durumu veya yol koşulları gibi olağan inceleme noktalarını gölgede bırakan kritik bir soru işaretini beraberinde getiriyor:
Bir şehir içi şoförünün, yüksek riskli ve yorucu şehirlerarası hatta sadece 96 saatlik bir deneyimle gönderilmesi nasıl mümkün oldu?
Bu durum, Karaağaç’ın bireysel hatasından önce, sektörün risk yönetimindeki derin ihmalini ifşa ediyor.
Karaağaç’ın daha önce memleketinde sadece şehir içi ulaşımda görev yaptığı bilgisi, kazanın analizinde kilit rol oynuyor. Şehir içi taşımacılık, kısa mesafeler, düşük hız limitleri ve tanıdık güzergâhlar demektir. Şehirlerarası veya turizm taşımacılığı ise tamamen farklı bir risk profili çizer: Uzun saatler direksiyon başında kalma zorunluluğu, yüksek hız limitleri, yorgunluk yönetimi ve bilinmeyen, değişken yol koşullarına adaptasyon gerekliliği.
İki alan arasındaki bu profesyonel geçiş, kapsamlı bir adaptasyon eğitimi ve psikolojik hazırlık süreci gerektirir.
GokaNews analizine göre, bir büyükşehirlerarası rotaya dört gün önce başlayan bir şoförün, tam performans ve sıfır hata ile görev yapmasını beklemek, sektörün ekonomik baskıları nedeniyle güvenlik standartlarını hiçe saydığını gösteriyor.
Türkiye’deki taşıma şirketleri, özellikle turizm sezonunda, düşük maaş ve yüksek talep dengesi nedeniyle sürekli bir şoför açığıyla mücadele ediyor. Bu açık, şirketleri özgeçmişe hızlıca göz atıp, minimum yasal şartları sağlayan personeli hızla yola çıkarmaya itiyor. Maliyet düşürme uğruna, adaptasyon süreci, deneme sürüşleri ve uzun yol deneyimi zorunlulukları kurban ediliyor.
İşte 10 kişinin hayatına mal olan bu facianın sistemik kaynağı buradadır: Hızlı ciro, yetersiz eğitim ve gevşek vetting (doğrulama) süreçlerinin yarattığı ölümcül kısa devre.
Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı’nın, K-yetki belgeleri ve şoför sertifikasyon süreçlerini sadece teorik yeterlilikten çıkarıp, profesyonel deneyim geçişlerini zorunlu adaptasyon programlarına tabi tutması elzemdir. Aksi takdirde, şehir içi tecrübeyi uzun yol yorgunluğuyla karıştırıp, can güvenliğini kumar masasına süren bu sistemin bedeli, ne yazık ki masum yolcular tarafından ödenmeye devam edecektir.