Pazar günü Antalya’da yaşanan ve 10 cana mal olan, 24 kişininse yaralanmasıyla sonuçlanan otobüs felaketinin ardından, hayatını kaybeden şoför İzzet Karaağaç Kütahya’da toprağa verildi.
Ancak GokaNews'in derinlemesine incelemesi, bu acı detayın ötesinde, olayın bir 'kaza'dan çok 'önlenebilir bir felaket' olduğunu ortaya koyuyor.
51 yaşındaki Karaağaç’ın şehirlerarası bir firmanın direksiyonuna oturmadan önce sadece dört gün bu pozisyonda çalışmış olması, operasyonel liyakat krizinin somut kanıtıdır.
Karaağaç’ın özgeçmişinde şehir içi toplu taşımada görev yaptığı bilgisi yer alıyor. Şehir içi servis şoförlüğü ile yüzlerce kilometrelik uzun yol otobüs kaptanlığı, sadece sürüş sertifikası bazında değil, psikolojik dayanıklılık, yorgunluk yönetimi ve ağır vasıta operasyonel tecrübesi açısından da tamamen farklı disiplinlerdir.
Bir firmanın, yolcu güvenliğini doğrudan etkileyecek bir pozisyona bu kadar hızlı ve eksik tecrübeyle atama yapması, sektördeki maliyet baskısının insan hayatını nasıl hiçe saydığını gösteriyor.
Bu durum, Ulaştırma Bakanlığı'nın denetim süreçlerindeki kör noktaları işaret ediyor. Rutin araç muayeneleri ve güzergah izinleri yeterli değildir. Firmaların personel alım, eğitim ve rotasyon süreçlerinin de şeffaf ve denetlenebilir olması şarttır.
Türkiye karayolu taşımacılığında yüksek rekabet, sektördeki personel devir hızını artırıyor. Firmalar, tecrübeli kadro yerine, daha düşük ücretle çalışmayı kabul eden ve hızla işe adapte olması beklenen personeli tercih edebiliyor. Bu ‘ucuz işgücü’ arayışı, Antalya’daki 10 kişinin hayatına mal olan doğrudan bir risk faktörüdür.
Bu facia, tek bir şoförün hatası olarak kapatılamaz. Bu, tecrübesizlik, yüksek hız, yorgunluk ve denetimsizlik zincirinin kırılma noktasıdır.
GokaNews olarak soruyoruz: Sektördeki kronik liyakat krizi çözülmedikçe, bir sonraki katliam benzeri kazanın faturası kaç günlük tecrübeyle direksiyona oturan şoförün eliyle ödenecek?