CHP Genel Başkan Yardımcısı Deniz Yavuzyılmaz’ın kamuoyuyla paylaştığı son veriler, sadece bir muhalefet eleştirisi değil, kamu maliyesindeki sistemsel bir 'bug'ın (hatanın) ifşasıdır. Avrasya Tüneli'nde 2024 yılı itibarıyla garanti edilen araç geçiş sayılarının aşılmasına rağmen, işletmeci şirkete Hazine tarafından "fiyat farkı" adı altında 2 milyar liranın üzerinde ödeme yapıldı. Bu durum, "kullanıcı garantili" projelerin temel mantığını yerle bir ediyor.
Normal şartlarda denklem basittir: Devlet bir sayı taahhüt eder, sayı tutarsa Hazine'den para çıkmaz. Ancak GokaNews olarak bu tablonun arkasındaki sözleşme mimarisine mercek tuttuğumuzda, "kazan-kazan" ilkesinin sadece işletmeci şirket için geçerli olduğu bir yapı görüyoruz.
Buradaki temel sorun, geçiş garantisi ile gelir garantisi arasındaki makasın açılmasıdır. Vatandaşın gişede ödediği Türk Lirası cinsinden ücret, sözleşmede şirkete taahhüt edilen döviz bazlı (ve genellikle ABD enflasyonuna endeksli) birim fiyatı karşılamıyor. Tünel "dolu" olsa bile, toplanan hasılat, sözleşmedeki döviz karşılığını doldurmuyor. Yani şirket devlete dönüp, "Araçlar geçti ama benim kasama girmesi gereken döviz girmedi, aradaki farkı öde" diyebiliyor.
Bu tablo, KÖİ projelerindeki risk paylaşımı efsanesini çökertmektedir. Risk tamamen kamunun sırtında, kâr ise kur korumalı bir mevduat gibi özel sektörün kasasında sabitlenmiştir. Tünel boş kalsa "araç garantisi" ödeniyor, tünel dolsa "kur/fiyat farkı" ödeniyor. Hazine, her senaryoda masadan ekside kalkıyor.
Yavuzyılmaz'ın işaret ettiği bu 2 milyar liralık fatura, projenin finansal sürdürülebilirliğinin araç sayısından bağımsız bir "kara delik" haline geldiğini gösteriyor. Türk Lirası'nın döviz karşısındaki kırılganlığı devam ettikçe, tünelin önünde kilometrelerce kuyruk oluşsa dahi Hazine'den milyarlar akmaya devam edecek.
GokaNews Analizi: Bu gelişme, hükümetin "Yaptık ve millet kullanıyor, cebimizden para çıkmıyor" savunmasını teknik olarak boşa düşürüyor. Kullanım oranındaki başarı, finansal bir başarıya dönüşmüyor. Aksine, sözleşme yapısı gereği devlet, vatandaşın geçiş ücretini sübvanse etmek zorunda kalıyor. Bu da vergilerin, tüneli kullananlardan bağımsız olarak tüm halktan dolaylı yoldan tahsil edildiği gerçeğini bir kez daha yüzümüze çarpıyor.