Sosyal medyaya yansıyan son olayda kiralık bir ev için emlakçıyla iletişime geçen bir vatandaşın daha ilk iletişimde mesleği üzerinden sorgulanması üzerine gösterdiği sert tepki, aslında milyonların ortak öfkesini temsil ediyor. Basit bir selamlaşmanın ardından doğrudan meslek ve gelir analizi yapılmasına başlanması, gayrimenkul sektöründeki güç zehirlenmesinin en net kanıtı olarak karşımıza çıkıyor.
Türkiye genelinde derinleşen barınma krizi, ev sahiplerini ve onların temsilcisi konumundaki emlakçıları adeta birer insan kaynakları uzmanına dönüştürmüş durumda. Geçmişte sadece kira bedelinin zamanında ödenip ödenmeyeceği temel bir güven meselesiyken, bugün kiracı adayları çok detaylı ve çoğu zaman yıpratıcı bir sosyoekonomik mülakata tabi tutuluyor.
Bu durumun temelinde yatan asıl neden salt bir merak veya kişisel bir hadsizlik değil. Ülke ekonomisindeki dalgalanmalar, mahkemelerde yıllarca süren tahliye davaları ve mülk sahiplerinin kendilerini yasal olarak garantiye alma güdüsü, kiralama piyasasını bu hastalıklı noktaya taşıdı. Emlakçılar, ev sahiplerinin katı talepleri doğrultusunda en risksiz ve en yüksek gelirli profili bulmak için ahlaki sınırları zorluyor.
Piyasadaki kiralık ev arzının az, talebin ise devasa boyutlarda olması emlak ofislerine orantısız bir güç veriyor. Barınma gibi en temel anayasal hak, artık kişinin unvanına, çalıştığı kurumun prestijine ve hatta medeni durumuna göre şekillenen, adeta seçilmiş kişilere sunulan bir lütuf haline geldi.
Vatandaşların emlak ofislerinin bu tür sorgulamalarına gösterdiği haklı tepkiler, yıllardır biriken çaresizliğin ve sistemik çarpıklığın dışavurumu niteliğinde. Ev arayan bireyler sadece bütçelerine uygun bir yer bulma stresiyle boğuşmuyor, aynı zamanda özel hayatlarının ihlal edilmesi ve toplumsal sınıflara ayrılma psikolojisiyle de mücadele etmek zorunda bırakılıyor.
Gayrimenkul sektöründe standartları belirleyen, denetlenebilir ve etik bir çerçevenin olmaması bu keyfiliğin önünü her geçen gün daha da açıyor. Barınma krizinin ekonomik olduğu kadar sosyolojik bir yaraya dönüştüğü bu dönemde, kiralama süreçlerinin insan onurunu zedelemeyecek yasal güvencelere kavuşturulması ertelenemez bir zorunluluk teşkil ediyor.