Malatya ilinde hamile eşi Beste Kızılayı başından vurarak hayattan koparan tutuklu sanık Alican Kızılayın yargılandığı dava, yalnızca bir cinayet dosyası olmanın ötesine geçerek toplumsal adalet sisteminin zorlu bir sınavına dönüştü. Savcılık makamının mütalaasını hazırladığı bu kritik süreçte, vahşice katledilen genç kadının babasının sanık ifadelerine gösterdiği sert tepki, davanın sadece hukuki değil sosyolojik boyutunu da aydınlatıyor.

Acılı babanın mahkemedeki isyanı, anlık bir duygu patlamasından çok daha derin bir anlam taşıyor. Bu tepki, Türkiye genelindeki kadın cinayetleri davalarında kronikleşen bir sorunun net bir dışavurumudur. Faillerin yargı karşısında sergilediği tutumlar, neredeyse istisnasız bir şekilde haksız tahrik indirimlerinden faydalanmak, kurbanı suçlamak veya olayı planlı bir eylemden ziyade bir anlık öfke kontrolü kaybı gibi göstermek üzerine kurgulanıyor.

Sanıkların duruşma salonlarında mağduru itibarsızlaştırmaya yönelik ifadeler kullanması, geride kalan aileler için ikincil bir psikolojik işkence mekanizması yaratıyor. Beste Kızılayın babasının isyan ettiği temel nokta tam olarak bu adaletsizlik hissidir. Evladını toprağa vermiş bir ailenin, katilin cezasını hafifletmek amacıyla başvurduğu kurgusal ve suçlayıcı savunmaları dinlemek zorunda bırakılması, hukukun adaleti tesis etme amacıyla yapısal bir çelişki barındırıyor.

Cinayetin işlendiği sırada kurbanın hamile olması, olayın vahametini ve failin sergilediği şiddetin acımasızlığını en üst seviyeye taşıyor. Bir kadının fiziksel ve duygusal olarak en fazla korunmaya ihtiyaç duyduğu bir dönemde kendi eşi tarafından, üstelik doğmamış bebeğiyle birlikte katledilmesi, mahkemelerin karşısına çıkan en ağır tablolardan biridir. Yargı mekanizmasının bu tabloyu değerlendirirken, sanığın üreteceği hiçbir hafifletici nedene veya manipülatif ifadeye itibar etmemesi hayati bir önem taşıyor.

Bu dava, yargı sisteminin kadın cinayetlerine karşı alacağı tavır konusunda önemli bir mihenk taşı niteliğindedir. Mahkemelerin sanık anlatımlarını masum bir savunma hakkı olarak değil, hukuki boşlukları kendi lehine çevirmeye çalışan stratejik bir cezadan kaçma girişimi olarak okuması elzemdir. Ortada geri döndürülemez bir can kaybı ve yok edilen bir gelecek varken, adaletin tecellisi faillerin kurgularına değil, somut suçun ağırlığına dayanmalıdır.

Sonuç olarak, Beste Kızılay dosyasında ortaya çıkacak karar, adaletin manipülasyona kapalı olduğunu kanıtlamak zorundadır. Bir babanın adliye salonunda yankılanan feryadı, aslında tüm toplumun caydırıcı, tavizsiz ve mağdurun anısını koruyan gerçek bir adalet sistemi talebidir. Yargının vereceği yanıt, sadece bu davanın taraflarını değil, kadına yönelik şiddetle mücadelenin geleceğini de şekillendirecektir.