Siyaset, Türkiye’de uzun süredir sadece meydanlarda veya meclis koridorlarında yapılmıyor; artık en mahrem alanlara, depremzedelerin geçici barınaklarına ve hatta iftar sofralarına kadar inmiş durumda. Bakan Vedat Işıkhan’ın Elazığ temasları kapsamında bir depremzede ailenin evine konuk olması, kağıt üzerinde devletin şefkat elinin uzatılması olarak okunabilirdi. Ancak objektiflere yansıyan detay, bu ziyaretin insani boyutundan çok, siyasi mühendisliğini ön plana çıkardı.

Yerde kurulan mütevazı iftar sofrasının hemen arkasında, duvara nizami bir şekilde asılmış AKP afişi: "Niyetimiz bir, inancımız bir, yolumuz bir." Bu görüntü, spontane bir misafirlikten ziyade, önceden kurgulanmış bir "sahne" izlenimi veriyor. Siyaset iletişiminde "advance team" (öncü ekip) olarak bilinen yapıların, Bakan gelmeden önce evi bir miting alanına çevirme çabası, trajedinin ortasında dahi parti markalamasının (branding) her şeyin önüne geçtiğini gösteriyor.

Buradaki temel sorun, bir siyasi partinin logosunun orada olması değil; devletin bir bakanının, parti kimliği ile devlet kimliğini ayırt edilemez hale getirmesidir. Depremzede bir vatandaşın evi, kamuya açık bir propaganda alanı değildir. Oraya asılan afiş, ev sahibinin siyasi tercihinden bağımsız olarak, yardım ve dayanışma ilişkisine "partizanlık" gölgesini düşürür. Bu durum, sosyal devlet anlayışının "parti devleti" pratiğine dönüştüğünün en somut görsel kanıtıdır.

Analitik bir gözle bakıldığında, bu fotoğraf karesi bize Türkiye'deki mevcut siyasi iklim hakkında iki kritik veri sunuyor. Birincisi, yerel seçim atmosferinin yarattığı baskı, etik sınırları zorluyor. Oy konsolidasyonu uğruna, acının yaşandığı mekanlar bile birer seçim bürosu estetiğine büründürülüyor. İkincisi ve daha vahimi, vatandaş ile devlet arasındaki ilişkinin giderek daha "şartlı" bir hale gelmesi. O afiş, bilinçaltına şu mesajı işliyor: "Bu sofra, bu hizmet ve bu ziyaret, ancak bu siyasi şemsiye altında mümkündür."

GokaNews olarak altını çizmek gerekir ki; deprem gibi büyük toplumsal travmaların iyileşme süreci, siyasi aidiyetlerin ötesinde bir kucaklaşmayı gerektirir. Ancak Elazığ’dan gelen bu görüntü, kucaklaşmanın bile bir "marka tescili" altında yapılmaya çalışıldığını gösteriyor. İftar sofrasında siyasi propaganda yapmak, belki o an için parti tabanına "biz her yerdeyiz" mesajı verebilir; ancak geniş perspektifte, siyasetin insani değerleri araçsallaştırma kapasitesinin ne kadar ürkütücü boyutlara ulaştığını kanıtlıyor.