GokaNews Analiz Masası olarak tabloyu net bir şekilde ortaya koyalım: İstanbul bu kışı 'kış gibi' yaşamadı. Ocak ve Şubat aylarında beklenen o beyaz bereket, yani kar yağışları, baraj havzalarını teğet geçti. Sonuç? Rezervlerin istenilen seviyeye ulaşamaması bir yana, su güvenliği konusunda ciddi bir kırılganlık dönemine girdik.
Eldeki veriler, barajların doluluk oranının yüzde 40 seviyelerinde sıkışıp kaldığını gösteriyor. Bu rakamın tercümesi şudur: İstanbul’un su rezervlerinin yarısından fazlası, en çok ihtiyaç duyulan yaz ayları öncesinde hava. Normal şartlarda bu dönemde 'taşma' noktasına yaklaşması gereken havzalar, şu an kurak topraklarla mücadele ediyor.
Resmi açıklamalar ve beklentiler, umutların 'bahar yağmurlarına' ertelendiği yönünde. Ancak bir analist gözüyle bakıldığında bu, stratejik planlamadan ziyade bir tür 'meteorolojik kumar'dır. Bahar aylarının (Mart, Nisan, Mayıs) yağışlı geçeceğinin garantisini kim verebilir? İklim değişikliği gerçeği, mevsim normallerini çoktan tarihe gömdü. Yağış rejimlerindeki bu düzensizlik, "Nisan yağmuruyla dolar" beklentisini fazlasıyla iyimser, hatta tehlikeli kılıyor.
Buradaki asıl sorun sadece yağış azlığı değil, İstanbul'un su tüketim iştahı ile doğanın arz kapasitesi arasındaki makasın giderek açılmasıdır. Melen’den su taşımak ya da yerel barajlara güvenmek, 16 milyonluk (resmi olmayan rakamlarla 20 milyona yaklaşan) bir nüfusun ve devasa sanayinin su ihtiyacını karşılamakta artık yetersiz kalıyor. Betonlaşmanın yağmur suyunun toprağa karışmasını engellemesi de cabası. Su, asfaltın üzerinden akıp gidiyor, barajlara ulaşamıyor.
Eğer beklenen o 'mucizevi' bahar yağmurları gelmezse ne olacak? GokaNews olarak öngörümüz nettir: Yaz aylarında İstanbul'u sadece sıcak hava dalgaları değil, ciddi su kesintileri, basınç düşürme politikaları ve belki de suyun metreküp fiyatlarında agresif artışlar bekliyor. Su stresi, sadece musluktan akan suyun kesilmesi demek değildir; tarımsal maliyetlerin artması, sanayi üretiminin aksaması ve hijyen risklerinin doğması demektir.
Özetle; "Barajlar boş" manşetlerinin ötesine bakmalıyız. Doğa bize faturayı peşin kesiyor. İstanbul'un su yönetimi stratejisinin, "yağmur yağarsa ne ala" mantığından çıkıp, radikal tasarruf tedbirleri, gri su kullanımı ve kayıp-kaçak oranlarının minimize edilmesi gibi proaktif çözümlere evrilmesi artık bir tercih değil, zorunluluktur. Aksi takdirde önümüzdeki yaz, İstanbullular için oldukça 'kuru' ve zorlu geçmeye aday.