İstanbul'un suç haritasını okumayı bilenler için son operasyonun koordinatları çok şey anlatıyor. Kartal, Silivri, Esenyurt ve Avcılar... Bu dört ilçe, İstanbul'un doğu ve batı uçları ile en yoğun nüfuslu 'geçiş' bölgelerini temsil ediyor. Narkotik ekiplerinin eş zamanlı düğmeye basması, aylar süren teknik ve fiziki takibin, nokta atışı bir istihbaratla taçlandırıldığını gösteriyor.
Operasyonun bilançosu nicelikten öte, niteliksel bir tehlikeye işaret ediyor: 315 kilogram skunk ve 9 kilo 55 gram kokain. Rakamları analiz ettiğimizde karşımıza çıkan tablo korkutucu. Özellikle 315 kilogramlık skunk yakalaması, İstanbul sokaklarında 'bonzai'den sonra en yaygın tehlike haline gelen bu genetiği değiştirilmiş esrar türünün, pazar payını ne kadar agresif bir şekilde artırdığının kanıtı.
Kokain ise işin finansal boyutunu gözler önüne seriyor. 9 kilogramlık saf kokain, sokak satıcılarına (torbacılara) ulaştığında katkı maddeleriyle çoğaltılarak tonlarca skunk'ın getireceği gelire eşdeğer bir nakit akışı sağlıyor. Bu ikili stok (skunk ve kokain), çetenin hem alt gelir grubuna hem de 'elit' olarak tabir edilen müşteri kitlesine hitap eden geniş bir portföye sahip olduğunu gösteriyor.
GokaNews Analizi: Neden Bu İlçeler?
Operasyonun coğrafi dağılımı tesadüf değil. Silivri ve Kartal gibi uç noktalar genellikle 'depolama' ve 'soğuma' alanları olarak kullanılırken; Esenyurt ve Avcılar, yoğun nüfus sirkülasyonu sayesinde dağıtımın en hızlı yapıldığı 'sıcak bölgeler'dir. Polisin bu dört noktayı aynı anda vurması, sadece malı yakalamakla kalmayıp, organizasyonun dağıtım ağını felç ettiğini gösteriyor.
Gözaltına alınan 4 şüpheli, buzdağının görünen yüzü olabilir. Ancak bu miktardaki -piyasa değeri milyonlarca lirayı bulan- bir sevkiyatın sorumluluğunun sadece 4 kişiye verilmesi, zehir tacirlerinin 'hücre tipi' yapılanmayla çalıştığını, yakalanma riskine karşı insan kaynağını minimize ettiğini doğruluyor.
Sonuç olarak, adliyeye sevk edilen bu şüpheliler ve ele geçirilen devasa stok, İstanbul polisinin sadece sokaktaki satıcıyla değil, uluslararası bağlantıları olan toptancılarla savaştığının en somut göstergesidir. 315 kilogramlık bir zehir dağının sokaklara inmeden imha edilmesi, binlerce gencin zehirlenmesinin önüne geçilmesi demektir. Ancak asıl soru şu: Bu sevkiyatın arkasındaki 'baron' koltuğunda kim oturuyor?