Aydın Köşk Belediye Başkanı Nuri Güler'in, romantik ilişki yaşadığı partnerini belediye bünyesinde işe alması, basit bir magazin skandalı olmanın çok ötesinde derin yapısal sorunlara işaret ediyor. Bu hamle, yerel yönetimlerdeki etik sınırların ne denli aşındığını gösteren tipik ve tehlikeli bir örnektir. Kamusal istihdam, şeffaflık ve liyakat üzerine inşa edilmelidir. Ancak Türkiye genelindeki birçok yerel yönetimde gözlemlediğimiz gibi, kamu kurumları adeta yöneticilerin kişisel mülklerine dönüştürülüyor.

Türkiye gibi ekonomik darboğazlardan geçen ve işsizlik kaygısının her haneye nüfuz ettiği bir ülkede, kamu kadrolarının bu şekilde doldurulması toplumsal bir infiale zemin hazırlıyor. Milyonlarca nitelikli genç, liyakat ekseninde bir fırsat bulabilmek için çabalarken, yerel yöneticilerin şahsi ilişkilerini bir istihdam garantisi olarak kullanmaları, sosyal adaletin temellerini sarsıyor. Vatandaşın devlete ve kurumlara duyduğu güven, tam da bu tür keyfi uygulamalarla zedeleniyor.

Köşk ölçeğinde patlak veren bu kriz, aslında çok daha büyük bir yönetsel hastalığın semptomudur. Yerel yönetimlerin kendi iç denetim mekanizmalarının felç olması, etik kurulların sadece kağıt üzerinde kalması ve siyasi partilerin bu tür yozlaşmalara karşı etkili bir yaptırım uygulamaması, belediyeleri birer derebeyliğe dönüştürüyor. Makam koltuğuna oturan yöneticiler, kamu kaynaklarını istedikleri gibi dağıtma cüretini tam olarak bu denetimsizlik ortamından alıyor.

Olayın magazinleştirilerek tüketilmesi, meselenin ciddiyetini hafifletme tehlikesi taşıyor. Burada tartışılması gereken ana eksen, bir belediye başkanının özel hayatı değil, o özel hayatın kamu bütçesiyle ve kamu kadrolarıyla nasıl finanse edildiğidir. İstihdam kararının hangi objektif kriterlere dayandığı, işe alınan kişinin o pozisyon için gereken donanıma sahip olup olmadığı gibi temel sorular, şeffaflık ilkesi gereği derhal yanıtlanmalıdır. Mevcut sistemde ise bu tür sorular genellikle otoritenin sessizliğiyle karşılanıyor.

İktidar partisinin yerel dinamiklerde bu tür nepotizm olaylarıyla anılması, siyasi maliyeti oldukça yüksek bir tablo ortaya çıkarıyor. Seçmenin ağır ekonomik şartlarla boğuştuğu bir dönemde, yerel yöneticilerin sergilediği bu pervasız davranışlar, siyasete duyulan tepkiyi büyütüyor. Kamuoyu, partilerin sadece söylemde değil, eylemde de etik değerlere sahip çıkmasını ve bu tarz olaylara karışan isimleri bünyesinden ayıklamasını bekliyor.

GokaNews analizi olarak altını çiziyoruz; bu olay bir istisna değil, yerleşmiş bir siyasi kültürün acı bir sonucudur. Kamu kurumları, yöneticilerin kişisel egolarını ve ilişkilerini besleyen birer arka bahçe olmaktan çıkarılmalı, kurumsal kimlikler şahsi ihtiraslardan arındırılmalıdır. Liyakat ve etik değerler yeniden tesis edilmediği sürece, Türkiye genelinde adil ve şeffaf bir yerel yönetim beklentisi hayalden öteye geçemeyecektir.