Karadeniz sularındaki jeopolitik tansiyon, Ankara yönetiminin İstanbul merkezli yeni bir askeri organizasyon adımıyla tamamen farklı bir boyuta taşınıyor. Milli Savunma Bakanlığının çok uluslu bir deniz komutanlığı kurulacağına dair duyurusu, Karadeniz denkleminin en hassas sinir uçlarından birine doğrudan temas etti. Rusya cephesinden gelen diplomatik tepkiler, basit bir siyasi refleksten ziyade, on yıllardır bölgenin güvenlik mimarisini ayakta tutan Montrö Boğazlar Sözleşmesinin geleceğine dair duyulan derin tedirginliğin açık bir yansımasıdır.
Bu rahatsızlığın anatomisini anlamak için haritaya ve tarihe bakmak gerekiyor. Montrö, sadece gemilerin geçişini düzenleyen sıradan bir uluslararası antlaşma değildir. Karadeniz havzasını küresel güçlerin serbest oyun alanına dönüşmekten koruyan yegane jeopolitik kalkandır. Karadeniz sahiladarı olmayan devletlerin, bilhassa Batılı askeri ittifakların bölgedeki varlığını süre, sınıf ve tonaj bakımından kesin sınırlarla kısıtlayan çelikten bir bariyer işlevi görür. İstanbul bünyesinde kurulacak çok uluslu bir askeri karargah, Moskova tarafından bu bariyerin arka kapıdan aşılmasına ve NATO nüfuzunun bölgeye kalıcı olarak yerleşmesine yönelik stratejik bir hazırlık olarak algılanıyor.
Batı bloku uzun süredir Karadeniz suları üzerinde daha kalıcı ve caydırıcı bir deniz gücü bulundurmanın yollarını zorluyor. Küresel güç mücadelesinin Ukrayna toprakları üzerinden yıkıcı bir savaşa dönüştüğü mevcut konjonktürde, Karadeniz hakimiyetinin dışında kalmak istemeyen Batılı aktörler için Montrö kuralları aşılması gereken temel bir askeri engele dönüşmüş durumdadır. Çok uluslu bir komutanlık yapısının doğrudan Boğazlar bölgesinde konumlandırılması, Karadeniz sularına fiziksel olarak giremeyen savaş gemilerinin komuta ve kontrol mekanizmalarını bölgeye entegre etmesi anlamına geliyor. Bu durum, fiili bir donanma yığınağı yaşanmasa bile net bir kuşatma hamlesi olarak diplomatik kayıtlara geçmektedir.
Türkiye açısından ise bu tablo son derece karmaşık bir diplomatik ip cambazlığı gerektiriyor. Ankara yönetimi, bir yandan üyesi olduğu Batı ittifakının bölgesel güvenlik taleplerine yapıcı karşılıklar verirken, diğer yandan kuzey komşusuyla doğrudan bir askeri kriz yaşamaktan özenle kaçınmak zorundadır. İstanbul merkezli yeni askeri yapının Montrö rejiminin lafzını ihlal etmediği teknik ve hukuki açılardan rahatlıkla savunulabilir. Ancak içinden geçtiğimiz süreçte mesele hukuki metinlerin sınırlarını çoktan aşmış, büyük güçlerin jeopolitik algılarının ve korkularının doğrudan çatışma alanına girmiştir.
Montrö rejiminin herhangi bir dış baskıyla delinmesi, esnetilmesi veya fiili durumlar yaratılarak işlevsiz kılınması, sadece Rusya için değil, Türkiye için de varoluşsal bir ulusal güvenlik riskidir. Anlaşmanın özenle kurduğu terazi bir kez bozulduğunda, Karadeniz anında geri dönüşü olmayan bir küresel hesaplaşma arenasına sürüklenecektir. Bölge dışı silahlı unsurların Karadeniz sularına kalıcı olarak yerleşmesinin hiçbir zaman barış getirmediği, tarihsel bir gerçeklik olarak karşımızda durmaktadır.
GokaNews analiz masası olarak vardığımız kesin sonuç şudur: Montrö kuralları, Türkiye için geçici jeopolitik kazançlar uğruna esnetilebilecek bir diplomatik pazarlık unsuru değildir. Karadeniz havzasının giderek ısındığı bu fırtınalı dönemde, Boğazların anahtarını elinde tutan gücün atacağı her yeni adım, sadece kendi kıyılarının kaderini değil, tüm Avrasya coğrafyasının güvenlik mimarisini geri döndürülemez biçimde şekillendirecektir.