Halime Bertan, eşi Mehmet Bertan’ın ağır darbeleri sonrasında, ölmesi umuduyla otomobile bindirilip tarlaya sürülerek bir trafik kazası gibi gösterilmeye çalışılan bir planın kurbanı oldu.

Bu durum, olayın kriminal anatomisini kökten değiştiriyor. Bu, öfke patlaması sonucu işlenmiş alelade bir şiddet eylemi değil; failin, hukuk sisteminin potansiyel zafiyetlerini hesaplayarak uyguladığı soğukkanlı bir manipülasyon girişimidir.

ŞİDDETİN 'SENARYO' AŞAMASI

Katil zanlısının, kurbanı öldükten sonra otomobille kaza süsü vermesi, Türkiye’deki kadın cinayetlerinde karşılaşılan en ürkütücü stratejilerden biridir. Amaç açıktır: Kasten öldürme suçunu, daha hafif cezai hükümler taşıyan bir trafik kazasına dönüştürmek ya da yaralamanın boyutunu gizlemektir.

54 günlük yoğun bakım süreci, Halime Bertan’ın maruz kaldığı şiddetin ölümcül yoğunluğunu gösteriyor. Failin ‘öldü’ zannıyla hareket etmesi, ceza hukuku perspektifinden eylemin 'kasten öldürme teşebbüsü' değil, tamamlanmış bir cinayet niyetiyle hareket edildiğini ortaya koyar.

COĞRAFYA VE CEZASIZLIK ALGISI

Olayın Şanlıurfa’nın Akçakale ilçesinde yaşanması da göz ardı edilemez. Bölgesel olarak derin köklere sahip patriarkal yapıların baskın olduğu coğrafyalarda, şiddet vakalarının ihbar ve takip süreçlerinde aksamalar daha sık gözlemlenebilmektedir. Bu tür bölgelerde fail, eyleminin cezasız kalacağına dair daha yüksek bir algıyla hareket edebilmektedir.

Bu vakada, failin yalnızca fiziksel şiddet uygulamakla kalmayıp, ardından adli süreci manipüle etme çabası, Türkiye’deki cezasızlık kültürünün geldiği tehlikeli noktayı gösteriyor.

Eğer Halime Bertan’ın hayatta kalması, failin planının başarısız olduğu anlamına geliyorsa, bu, hukukun bu tür hesaplı kötülükler karşısında ne kadar keskin bir refleks göstermesi gerektiğini vurguluyor.

GOKANEWS ANALİZİ: KANUNUN SINIRLARI TEST EDİLİYOR

Türkiye’de 6284 Sayılı Kanun’a (Ailenin Korunması ve Kadına Yönelik Şiddetin Önlenmesi Kanunu) rağmen, önleyici tedbirlerin şiddetin bu denli ağır sonuçlanmasını engelleyemediği her vaka, sistemdeki boşlukları tekrar gündeme getiriyor.

Bu dosya, sıradan bir cinayet teşebbüsü olarak değil, hukuku ve kamuoyunu aldatma girişimi olarak ele alınmalıdır. Yargı, kaza süsü verilen şiddet eylemlerinde planlı kast unsurunu en ağır şekilde yorumlamalıdır. Halime Bertan’ın 54 günlük direnişi, adaletin bu soğukkanlı planı bozması için kritik bir çağrıdır. Verilecek ceza, şiddeti ‘kaza’ kılıfına sokmaya çalışan diğer potansiyel faillere karşı caydırıcı bir emsal teşkil etmelidir.