Mersin’in Akdeniz ilçesinde iki çocuk dahil üç yurttaşın bir cipin çarpması sonucu trajik ölümü, basit bir kaza kaydı olmaktan çok uzaktır. Bu olay, Türkiye kentlerindeki kronik altyapı ihmalinin ve yayanın kentsel hiyerarşideki en zayıf halka olduğunun son ve en acı göstergesidir.

Mersin'in merkez Akdeniz ilçesinden gelen haber, sadece altı kişilik bir ailenin yaşadığı felaketi değil, aynı zamanda ülkenin kentsel planlama zaaflarını da gözler önüne seriyor. Kontrolünü kaybeden bir cipin kalabalık bir yaya grubuna çarpması sonucu üç kişi yaşamını yitirdi, üç kişi yaralandı. Ölenler arasında iki çocuğun bulunması, bu faciayı 'kader' tanımının ötesine taşıyor; bu, net bir düzenleyici ve altyapısal başarısızlıktır.

Akdeniz ilçesi, çoğunlukla yoğun nüfuslu ve kentsel hizmetlerin standartların altında kaldığı bir alandır. Bir GokaNews analisti, bu tür trajedilerin özellikle kentsel dönüşümün geride kaldığı ve yaya yollarının araç trafiğiyle güvenli bir şekilde ayrılmadığı bölgelerde yoğunlaştığını not etmelidir.

Bu ölümlerin sorumluluğu sadece direksiyon başındaki sürücüye yüklenemez. Asıl sorun, yayanın güvenliğinin araç akış hızına feda edildiği bir trafik mühendisliği anlayışıdır. Bir kentte, özellikle çocukların bulunduğu bir bölgede yüksek hız potansiyelini barındıran yolların mevcudiyeti, planlama masasındaki bir hatanın sonucudur. Bu hata, can güvenliğini ikinci plana atmaktır.

Türkiye, Avrupa'daki en yüksek trafik kazası ölüm oranlarına sahip ülkelerden biri olmaya devam ediyor. Bu durum, yalnızca kişisel dikkatsizlikten değil, aynı zamanda mevzuatın zayıflığından ve denetim boşluğundan kaynaklanıyor. Hız limitlerinin uygulanmasındaki gevşeklik, kaldırım işgalleri ve güvenli geçiş alanlarının yokluğu, yaya ölümlerini maalesef 'olağan' istatistikler arasına sokmuştur.

Bir GokaNews yorumuyla: Türkiye'de, araçlar hâlâ kentsel alanın mutlak efendisi olarak görülüyor. Eğer bir yaya yolunda duran bir araç, 'engelleme' değil 'park etme' olarak kabul ediliyorsa, yayaların can güvenliğinin nasıl bir öncelik sıralamasında olduğu açıktır.

Akdeniz’de yaşanan bu olay, yetkililere net bir uyarıdır: Yaya güvenliği meselesi, hız kasisleri veya basit levhalarla çözülecek tali bir sorun değildir. Bu, şehirlerin merkezinde insanların güvenle hareket edebilmesi için gerekli olan derin bir altyapısal yeniden yapılanma ve sıfır toleranslı denetim kültürü gerektirir.

Eğer kentler, en savunmasız vatandaşlarını –yayaları ve çocukları– koruyamıyorsa, tüm kentsel gelişim söylemleri anlamsızdır. Mersin'deki bu kanlı bilanço, kentsel planlamanın acilen insan odaklı bir paradigmaya geçmesi için son çağrıdır. Aksi takdirde, bu tür 'kazalar' birer istatistik hatası olarak kalacak, ancak sistem ölümleri üretmeye devam edecektir.