Cumhurbaşkanlığına Cevdet Yılmaz'ın vekalet etmesi haberi, basit bir görevlendirme bülteninin çok ötesinde stratejik bir okuma gerektirir. Erdoğan, Körfez sermayesi ile Mısır’la normalleşme ekseninde tarihi bir sefere çıkarken, içerideki yönetim boşluğunu dolduran isim, hükümetin öncelikler hiyerarşisini gösteriyor.
Neden Yılmaz? Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz, Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek ile birlikte mevcut ekonomi yönetiminin rasyonalizasyon çabalarının en üst düzeydeki mimarıdır. Onun vekaleti, Ankara’nın tüm dış politika kazanımlarının merkezine ekonomik istikrarı koyduğunun tescilidir.
Erdoğan’ın ziyareti, sadece siyasi yakınlaşma değil, aynı zamanda ciddi finansal işbirliği ve yatırım çekme hedefi taşıyor. Bu süreçte, yabancı yatırımcıların ve piyasaların en çok görmek istediği sinyal, ekonomik yol haritasının kesintiye uğramayacağıdır.
Yılmaz’ın vekaleti tam olarak bu sinyali sağlıyor: Ekonomi politikaları bir ‘güvenlik kalkanı’ altındadır. Başkanın yokluğunda dahi, Ortodoks politikalardan sapma olmayacağı mesajı, piyasa aktörlerine verilen en güçlü teminattır.
Diplomasi ve ekonomi bu noktada kesişir. Zira, Riyad ve Kahire ile kurulacak yeni ekonomik köprülerin teminatı, içerideki disiplindir. Yılmaz, bu disiplinin anlık olarak sürdürülmesinden birinci derecede sorumlu tutulmaktadır.
Bu vekalet, aynı zamanda iç siyasi dengeler açısından da önemlidir. Yılmaz’ın teknik yeterliliği ve parti içi fraksiyonlardan görece bağımsız duruşu, karar alma süreçlerinde pürüzsüzlüğü garanti eder. Özellikle döviz piyasalarının tetikte olduğu kritik zamanlarda, bu teknik ağırlık elzemdir.
Özetle, Erdoğan dışarıda stratejik ortaklıklar kurmaya çalışırken, Cevdet Yılmaz içeride bu ortaklıkların finansal temelini sağlam tutma misyonunu üstlenmiştir. Ankara, diplomasi ile ekonomiyi ayırmadığı gibi, tam tersine, birini diğerinin güvencesi olarak konumlandırmıştır. Bu vekalet, mevcut hükümetin önceliği netleştirmesi adına keskin bir hamledir.