Türkiye yeni bir seçim sathımailine girme tartışmalarıyla çalkalanırken, ortaya çıkan son veriler siyaset kurumunun derin bir meşruiyet kriziyle karşı karşıya olduğunu kanıtlıyor. Cumhuriyet Halk Partisi yüzde 31 bandında seyrederek kıl payı birinci parti konumuna yerleşirken, Adalet ve Kalkınma Partisi yüzde 30,1 ile hemen arkasında konumlanıyor. Ancak tablonun asıl sarsıcı mesajı bu iki partinin sıralamasında değil, her ikisini de gölgede bırakan kararsız seçmen kitlesinin devasa boyutlarında yatıyor.
Bugün Türkiye siyasetinin en büyük aktörü, oy pusulasında amblemi bulunmayan kararsızlar ve protesto seçmenidir. Bu kitle, köklü siyasi partileri geride bırakarak sistemin kilit taşı haline gelmiş durumda. Bu tabloyu yalnızca ekonomik krizin yarattığı geçici bir tepki olarak okumak büyük bir analitik hata olur. Karşı karşıya olduğumuz durum, derin kökleri olan yapısal bir siyasi tükenmişlik halidir.
Kararsızların oranının geleneksel siyasi partileri aşması, açık bir toplumsal itiraz manifestosudur. Seçmen aslında mevcut siyasi menüyü elinin tersiyle itiyor. İktidar partisinin oylarındaki erime, bir dönemin sonuna gelindiğinin en net göstergesi. Yıllarca yenilmez görülen bir siyasi makine, bugün ekonomik gerçeklikler ve yönetimsel yorgunluk duvarına çarparak tekliyor. Yüzde otuz seviyeleri, iktidar bloğu için sadece bir kan kaybı değil, aynı zamanda ideolojik hegemonya kaybının da rakamsal karşılığıdır.
Diğer yanda ise birinci sıraya oturan bir ana muhalefet var. Ancak bu birincilik, bir zaferden ziyade mevcut siyasetsizliğin bir yan ürünü olarak karşımıza çıkıyor. İktidardan umudunu kesen kitlelerin yeni bir liman olarak ana muhalefeti görmemesi, üzerinde en çok düşünülmesi gereken krizdir. Muhalefet, toplumun rasyonel beklentilerine yanıt verecek, güven inşa edecek ve en önemlisi geleceği şekillendirecek o büyük hikayeyi henüz yazabilmiş değil. Sadece rakibin zayıflığı üzerine kurulan stratejiler, seçmenin zihnindeki büyük bariyerleri aşmaya yetmiyor.
Gündemi meşgul eden ara seçim tartışmaları ise bu derin krizin üzerini örtmek için kullanılan suni bir perdeden ibaret. Ankara dar koridorlarında siyasi mühendislik hesapları yaparken, sokaktaki gerçeklik bambaşka bir frekansta akıyor. Toplum, taktiksel seçim hesaplarıyla değil, derinleşen yoksulluk, adaletsizlik ve gelecek kaygısıyla boğuşuyor. Siyaset sınıfı, çözüm üretme kabiliyetini yitirdikçe çareyi takvim oyunlarında arıyor.
Bu devasa kararsız kitle, apolitik bir yığın değil, aksine son derece politik ve cezalandırıcı bir zekaya sahip. Bekledikleri şey eski ezberlerin tekrarı değil, devleti ve toplumu yeniden organize edecek cesur bir vizyon. Türkiye, eski siyaset yapma biçimlerinin iflas ettiği, yeni siyasetin ise henüz doğamadığı o tehlikeli ve sancılı araf dönemini yaşıyor.
GokaNews analizi olarak altını çizmemiz gereken temel gerçek şudur. Önümüzdeki dönemin kazananı, bu dar yüzde otuzluk dilimlerde kimin birinci olduğuyla belirlenmeyecek. Asıl kazanan, siyasi tabloyu tamamen reddeden o büyük ve sessiz kararsızlar ordusunun dilini çözen, onlara sahici bir gelecek projesi sunan aktör olacak. Sistemin kilitlendiği bu noktada, Türkiye siyaseti köklü bir paradigma değişimine gebedir ve bu değişimi okuyamayan tüm yapılar tarihin tozlu sayfalarına karışmaya mahkumdur.