Ankara kulisleri, yerel seçimlerin ardından oluşan göreceli yumuşama havasının ne kadar kırılgan olduğunu kanıtlayan bir gerilime sahne oldu. Tartışmanın fitili, DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan’ın Siirt’teki halk buluşmasında kullandığı sert retorikle ateşlendi. Bakırhan'ın, "Ankara artık Kürtlere parmak sallamaktan vazgeçsin" şeklindeki çıkışı, sadece bir siyasi eleştiri değil, partisinin tabanında hissedilen 'devlet baskısı' algısının sembolik bir ifadesiydi.
Bakırhan’ın 'parmak sallama' metaforu, kayyım atamalarından yargı süreçlerine kadar uzanan geniş bir yelpazeyi hedef alıyor. Bu söylem, DEM Parti’nin siyaset alanını genişletme çabası ile devletin güvenlikçi politikaları arasındaki sıkışmışlığı net bir şekilde özetliyor. Ancak siyasetin fiziği gereği, bu etki anında Ankara’dan karşı tepkiyi doğurdu.
BBP Genel Başkanı Mustafa Destici’nin yanıtı gecikmedi ve tonu oldukça tanıdıktı. Destici, "Türkiye Cumhuriyeti hiçbir dönemde Kürtlere parmak sallamamıştır, hainlere gereken dersi vermiştir" diyerek, Türk sağının ve devlet geleneğinin klasik refleksini sergiledi. Destici’nin bu çıkışı, meseleyi etnik bir kimlik tartışmasından çıkarıp, bir 'beka ve terörle mücadele' zeminine çekme stratejisinin tezahürüdür.
GokaNews Analizi: Tanımlar Savaşı
Bu diyaloğun satır aralarını okumak, Türkiye siyasetinin kodlarını çözmek açısından hayati önem taşıyor. Bakırhan ve Destici arasındaki bu sözlü çatışma, aslında 'Kürt Sorunu' veya 'Terör Sorunu' tanımlamalarındaki derin uçurumu gösteriyor.
Bir taraf (DEM Parti), devletin güvenlik politikalarını, bir halkın bütününe yönelik tehditkar bir tutum (parmak sallama) olarak çerçeveliyor. Diğer taraf (BBP ve Cumhur İttifakı bileşenleri) ise devletin eylemlerini, vatandaş ile örgüt arasında kesin bir ayrım yapan, meşru müdafaa ve nizam sağlama aracı olarak tanımlıyor. Bu iki anlatı birbirine teğet bile geçmiyor; aksine, birbirini besleyen zıt kutuplar yaratıyor.
Neden Şimdi? Yeni anayasa tartışmalarının ve olası ittifak revizyonlarının konuşulduğu bir dönemde, bu tür sert çıkışlar tesadüf değildir. Taraflar, tabanlarını konsolide etmek için 'biz ve onlar' ayrımını keskinleştirmek zorunda hissediyor. Bakırhan, Kürt seçmenin 'mağduriyet' duygusuna hitap ederken; Destici, milliyetçi hassasiyetleri diri tutarak 'devletin yanında saf tutma' mesajı veriyor.
Sonuç olarak, Siirt ile Ankara arasındaki bu gerilim, Türkiye'de siyasi normalleşmenin önündeki en büyük engelin, kullanılan dil ve tanımlamalar olduğunu bir kez daha kanıtladı. Parmakların kime sallandığı konusunda uzlaşılmadan, o parmakların sıkılı bir yumruğa mı yoksa uzatılan bir ele mi dönüşeceğini kestirmek zor.