Stamford Bridge'de skor tabelası 1-1'i gösterdiğinde, bu sadece kaybedilen iki puan değildi. Bu, Thomas Tuchel'in ekibinin zaferi mühürleme konusundaki kronik yetersizliğinin son ve en acı verici kanıtıydı. Bir beraberlikten çok, bir zihniyet mağlubiyetiydi.
Maçın senaryosu fazlasıyla tanıdıktı. Topa hükmeden, 25 şut çeken, Kai Havertz ile haklı bir gol bulan ve oyunun kontrolünü tamamen elinde tutan bir Chelsea. İkinci, hatta üçüncü gol an meselesi gibi görünürken, futbolun istatistiklerden ibaret olmadığı bir kez daha kanıtlandı.
İşte GokaNews Analizi: Chelsea'nin temel sorunu taktiksel değil, tamamen zihinsel. Bu takım, "maçı öldürme" içgüdüsünden yoksun. 1-0'lık üstünlüğün getirdiği sahte bir rahatlık, yerini her an cezalandırılabilecek bir kırılganlığa bırakıyor. Rakipler bunu biliyor. Burnley gibi dirençli bir takım, son ana kadar maçın içinde kalırsa Chelsea'nin bir anlık konsantrasyon kaybı yaşayacağını adeta ezberlemiş durumda. Bu, şampiyonluk karakterinin en temel testidir ve Maviler, bu testten bir kez daha kalmıştır.
Tuchel'in sistemi, topa sahip olmaya ve rakibi boğmaya dayalı. Ancak bu boğma eylemi, son darbeyi, yani ikinci golü getiremediğinde, sistem kendi tuzağına düşüyor. Takım, sahte bir kontrol hissine kapılıyor ve en ufak bir hatada cezalandırılıyor. Bu, şampiyonluk yarışındaki rakipleri Liverpool ve Manchester City'nin nadiren yaptığı bir hata. Onlar kan kokusunu aldıklarında maçı bitiriyorlar; Chelsea ise şimdilik sadece domine etmekle yetiniyor.
Elbette Matej Vydra'nın son anlardaki golü, Sean Dyche'ın pragmatik futbol felsefesinin bir zaferidir. Burnley, Stamford Bridge'e sanat yapmaya gelmedi; savaşmaya ve bir puan çalmaya geldi. Planları basitti: Derin savunma, fiziksel mücadele ve o tek anı beklemek. O an geldiğinde ise acımasız davrandılar. Bu sonuç, Burnley'nin direncini ne kadar övüyorsa, Chelsea'nin naifliğini de o kadar gözler önüne seriyor.
Premier Lig maratonunda bu tür puan kayıpları, şampiyonluk hayallerinin yavaş yavaş eridiği anlardır. Rakiplerinize "Biz kırılgınız" mesajını gönderirsiniz. Bu bir kaza değil, tekrar eden bir alışkanlık. Thomas Tuchel'in önündeki en büyük görev, takımına sadece nasıl oynanacağını değil, nasıl kazanılacağını da öğretmek. Aksi takdirde, sezon sonunda hatırlanan şey güzel oyunları değil, kendi elleriyle rakiplerine hediye ettikleri bu değerli puanlar olacak.