İran ile Batı dünyası arasındaki gerilim hattı, uzun süredir nükleer müzakerelerin tıkanıklığı ve yaptırımlar ekseninde seyrediyordu. Ancak bugün Tahran'dan gelen haber, bu soğuk savaşın ısısını tehlikeli bir seviyeye yükseltti. İran yönetimi, AB üyesi ülkelerin hava ve deniz kuvvetlerini resmen "terör örgütü" ilan etti. Bu karar, basit bir diplomatik misillemenin çok ötesinde, sahadaki askeri dengeleri sarsabilecek potansiyele sahip.
Her şey, Avrupa Birliği’nin İran Devrim Muhafızları Ordusu’nu (DMO) terör listesine alma girişimiyle başladı. Tahran yönetimi için DMO, sadece bir ordu değil; rejimin omurgası, ekonomik imparatorluğun bekçisi ve ideolojik sınırların koruyucusu. AB’nin bu hamlesini doğrudan devletin egemenliğine yapılmış bir saldırı olarak gören İran, "mütekabiliyet" ilkesini en sert şekilde işletti.
GokaNews olarak bu gelişmeyi okurken satır aralarına bakmak zorundayız. İran neden özellikle "hava ve deniz" kuvvetlerini hedef aldı? Cevap, coğrafyanın ve enerji jeopolitiğinin kalbinde yatıyor: Basra Körfezi ve Hürmüz Boğazı.
Karar, İran karasularına veya hava sahasına yaklaşan herhangi bir Alman fırkateyninin veya Fransız savaş uçağının, teknik olarak IŞİD veya El Kaide ile aynı hukuki statüde değerlendirileceği anlamına geliyor. Bu, uluslararası sularda görev yapan AB unsurları için angajman kurallarının (Rules of Engagement) belirsizleşmesi demek.
İran bu hamleyle Brüksel’e şu mesajı veriyor: "Eğer benim resmi ordumu terörist ilan edersen, ben de senin bölgedeki askeri varlığını meşru hedef haline getiririm." Bu durum, Körfez'de halihazırda seyir güvenliğini sağlamak için bulunan Avrupa misyonlarını doğrudan risk altına sokuyor. Bir İran hücumbotunun, bir Avrupa gemisine "terörle mücadele" kapsamında tacizde bulunması, artık sadece bir sınır ihlali değil, iç hukuklarına göre meşrulaştırılmış bir operasyon sayılacak.
Avrupa cephesinde ise bu karar, İran ile köprülerin tamamen atılmasına neden olabilir. DMO’nun terör listesine alınması tartışmaları, Avrupa başkentlerinde hukuki ve siyasi çekincelerle yürütülüyordu. Tahran’ın bu agresif çıkışı, AB içindeki şahin kanadın elini güçlendirecek ve İran’a yönelik yaptırımların daha da sertleşmesine zemin hazırlayacaktır.
Sonuç olarak, bu karşılıklı "terörist" ilanları sembolik birer siyasi manevra gibi görünse de, barut fıçısına dönmüş Ortadoğu’da her sembolik hamlenin bir kıvılcım çakma riski vardır. Tahran, köşeye sıkıştığında masayı devirmekten çekinmeyeceğini bir kez daha gösterdi. Şimdi gözler, Brüksel'in bu resti görüp görmeyeceğinde.